Sosyal Hayat İsteriz

Konumuz anne olduktan sonra kadının sosyal hayatı ; olmayan bir şeyden nasıl bahsedebiliriz bilmiyorum. Ama bunu yazdığım sırada canıma tak eden günlerin birindeyiz.

Birincisi çocuk sahibi olmak çok büyük bir sorumluluk. Hani bu yazıyı henüz çocuk sahibi olmayan bir deli okuyorsa söyleyeyim; bol bol gez tabi, ama bol bol gezmekten de ziyade yeni şeyler dene, yeni insanlarla tanış, yeni ortamlara gir. Bana derlerdi inanırdım, ama gene de başa gelince daha iyi anlaşılıyor. Çocuk sahibi olunca eve kapanan insanlardan olmadım, ama öyle çok fazla insan var biliyorum, hiç unutmuyorum Defne 4 aylıkken Bursa’ya gitmiştik bir yerde yemeğimizi yemiş, emzirme odasında bir anne ile tanışmıştım. Bebeği doğduktan sonra tam 8 ay bırak şehir değiştirmeyi, 1 kere olsun dışarı yemeğe çıkmamışlardı o gün ilk defa çıkmışlardı. Ben bebeği ” kendi hayatımıza adapte etmeliyiz” cilerdendim. Hala da bir açıdan bunun doğru olduğunu düşünüyorum, çünkü alışmak denen bir şey var. Yani bebeğinizi bir şeylere alıştırabilirsiniz. Ama sonuç itibariyle bu sizin daha az yorulmanızı sağlamaz. Eskisi gibi duş al- makyaj yap- çık günlerinin yerini. Çantası hazır mı, bezini değiştirdin mi, termosunu koydun mu, yedek kıyafeti var mı, kaç tane bez aldın, uyku arkadaşını unutmadın değil mi? Koşuşturmacaları alıyor. En en iyi ihtimalle evden çıkmanız bir saati buluyor o da siz hızlıca giyin çık saçını düzelt moduna girmeyi öğrenebilmişseniz. Babalar açısından da durum çok farklı değil, eskiden bir duşla beraber max 20 dkda hazır olan eşim evden tek başına çıkarken dahi hazırlanması en az 45dkyu buluyor. Çünkü çok babacı bir kızı var, babasına tuvallette rahat yok, giyinirken rahat yok sürekli ilgi ve oyun bekliyor kıyamayıp iki kitap okuyup, üç beş zıplayınca haliyle uzuyor süre. Çocuğu hayatınıza adapte ediyorsunuz bir şekilde, edemezsiniz demiyorum. Biraz siz yontuluyorsunuz, birazcık o alışıyor ama akşam eve dönünce omuzlarınıza yüklenen kocaman bir yorgunluk oluyor. Tüm o gezmelerden sonra evde biriken işlerden bahsetmiyorum bile 🙂

Tek başıma çıkayım, ya da sevgili ile baş başa kaçamak yapalım diyorsanız yine ayrı sıkıntılar. Çocuğu bırakacak birilerini ayarlamalar, çok küçükse henüz seçenekler zaten baya bir daralıyor. Hem de aklınız ister istemez onda kalıyor, uyudu mu uyandı mı yedi mi ağladı mı yabancıladı mı diye kafanızda türlü sorular dönüyor, kovalamaya çalışıyorsunuz, dur be kızım( oğlum) manyak mısın azıcık kendine vakit ayırmışsın tadını çıkar düşünme diyorsunuz, ama yine de düşünüyorsunuz. Bir de bizim gibi kafadan çatlak anne babaysanız üstüne vicdan azabı çekiyorsunuz, aman çocuğu getirmedik de getirsek o da görseydi keşke diyoruz her seferinde. Halbuki gelse ne olacak? Bir 20 dk, oraya buraya koşuşturup sonra sıkılıp sızlanmaya başlayacaktı. Ama olsun, o 20 dakika yüzündeki mutluluğu görmek ebeveyn olarak bizi rahat rahat yeni yerler keşfetmekten daha çok mutlu ediyor. Ve bu biraz aşırı bir şey. Yani manyakça aslında, rahatını huzurunu bozup bir başkasının mutluluğu için kendinden vazgeçiyorsun. Geçenlerde Anne Tavşan (http://www.annetavsan.com) yazmıştı Anne Olmayı Sevmemek başlıklı yazısında, çok beğenmiştim, hastalıklı bir sevgi hakikaten. Ben yine olsa yine yapardım yapmazdım demiyorum, hatta uygun bir zamanda kardeşi de düşünüyorum. Ama bu bana akıl sağlığım hakkında ciddi sorular sorduruyor 🙂

Arkadaşlar kısmına hiiiiç girmiyorum. MECBUREN çocuklu arkadaşlarla daha rahat ediyorsun çünkü seninki gözünün üstünde kaşı var diye ağlarken bön bön bakmıyor, yardım edemese de en azından halinden anlıyor, ki bazen o anlayışa fiziksel yardımdan daha çok ihtiyaç oluyor. Ama mesela eskiden yeni insanlarla tanımayı çok seven ben, yeni birilerinin hayatıma girmesini istemiyorum. Çünkü zaten hayatımdaki insanlara bile zor vakit ayırırken, şu an ekstra emek isteyen herhangi bir arkadaşlık ilişkisine girmek istemiyorum. Onun yerine, fırsatını buldum mu zaten yıllardır tanıdığım güvenli limanlarda olmak daha iyi geliyor, strese sokmuyor, rahatlatıyor.

Enerji! Asıl ihtiyacımız olan şey. İnsanız nihayetinde ve hepimizin enerjisinin bir sınırı var. Defne’yi günde 2 ama en az bir kere parka götürüp, yedirip, içirip, oynayıp, yıkayıp kalan zamanda evin en azından yaşanılabilecek bir düzeyde temiz ve toplu olmasını sağlamak enerjimin hepsini harcıyor. Hatta zaman zaman eksiye düştüğüm oluyor 🙂 Kendime kalan vakitte yapmak istediklerim çok yapabildiklerim çok az oluyor.- ki şu an tatildeyim- dönem içi hayatta kalmak biraz daha zor oluyor.

Neresinden tutsan içinden çıkamıyorsun ” anne olduktan sonra kadının sosyal hayatı ” meselesinden. Babalarda da durum çok farklı değil, yine de biraz daha rahat olduklarını düşünüyorum genel olarak.

Kısaca yazmaya çalıştım uzun oldu ama durum böyle! Damdan düşeni ancak damdan düşen alar diyerek, bütün anneleri kucaklayıp yazımı noktalıyorum 🙂

Sevgiler,

Anna

 

14
3

Published by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir