Bir sen, bir ben bir de BEBEK (mi acaba? )

Uzun zamandır düşündüğümüz geleceğe en sonunda karar vermiştik, hayatımıza yön vermiş, evimizi arabamızı almış, hatta kredilerin büyük bir bölümünü ödemiştik. Kariyerimde çok mutluydum ama biraz ara vermenin zamanı gelmişti. Bir bebeğimiz olsun istiyorduk, doktor kontrollerini tamamlamıştım ve gerekli vitaminleri kullanmaya çoktan başlamıştım. Çok geçmeden bir sabah uyandım ve test yaptım. Çıkan çift çizgide sevinçten deliye dönüp, hemen gidip bir çift ayakkabı aldım. Akşam yemeğinde sevgilime baba olacağını bu şekilde söyleyecektim…

Kulağa peri masalı gibi geliyor değil mi? Benim için öyle. Şimdi ise gerçeklere dönelim. Hep yıllarca her türlü yolu denemiş ve çocuk sahibi olamamış ya da çok zor şartlar sonucunda çocuk sahibi olmuş kadınları dinlediniz. Biraz da hiç beklemediği bir anda hamile kalmış, ne yapacağını bilememiş, belki de en çok sevinmesi gereken haberden dolayı psikolojisi alt üst olmuş birini dinleyin, beni dinleyin istedim.

Asla iki durumu karşılaştırmak için söylemiyorum, hamile olduğumu öğrendiğim andan itibaren hatta, hep diğer durumun çok daha zor, çok daha yıpratıcı olduğunun farkındayım. Ama daha zor bir versiyonu var diye, benim gibi hiç beklemediği bir anda karnında minik bir canlı taşıdığını öğrenen kadınların yaşadıklarını da hafife almamamız gerekiyor.

Bir sabah uyandım ve hafifçene midem bulandı. Tuhaf bir durumdu. Regl döngüm bozulmuştu ama bunun kullandığım doğum kontrol haplarından olduğunu düşünüyordum. Hem zaten hamile olmam gibi bir ihtimal hiç hatta hiç yoktu, çünkü hiç ama hiç çocuk düşünmediğimizden dolayı tek bir korunma yöntemiyle yetinmiyorduk. Burada doğum kontrol yöntemlerini anlatmayacağım tabi ki, merak ettiklerinizi googlelayabilirsiniz

Her neyse, saydım şöyle 5-6 gün gecikmiştim. Ama hamile olmam gibi bir ihtimal HİÇ olmadığından test yapma gereği duymadım. Regl düzensizliğiydi hepsi bu. Gün içinde kendimi halsiz hissediyordum, sonra ertesi gün de aynı şekilde uyandım. Eşime bahsettim, ki önceki gün de şakasını yapmış heheheh kesin hamileyim diye gülmüştük  Neyse, kendisi de hiç öyle bir ihtimal olmadığından test yapmaya gerek olmadığını söyledi. O gün başım döndü çok fena ve akşam gelirken test almasını istedim. Getirdi, gayet rahat bir şekilde gittim testi yaptım ve damlatmamla beraber hiç beklemeden iki çizgi birden gözüktü. AMAN TANRIIIIIIM! Diye çığlık attım içimden, hemen tuvaletten kaçtım. Telefonu 5 dakikaya kurup, evin için içinde volta atmaya başladım. Ben umutla, ikinci çizginin silinmesini bekledim…

Silinmedi…O kadar şok olmuştum ki o kadar beklenmedikti ki hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Ba-bağ-baa-bağ oluyo-yo-rsun diye bir şey çıktı ağzımdan. Talha da dondu kaldı, benden çok daha soğuk kanlı bir şekilde karşıladığını söylemeliyim. İşte ağlamalar hıçkırıklar falan derken, dedim ki ya dur bu testler bazen yanlış gösterebiliyormuş kan testi yapalım. Kesin süresi geçmiştir, bozuk falandır bu ( Kişi burda hala ve hala inanmamaya çalışıyor )
Ve biliyor musunuz ne oldu? Kendimizi inandırdık… O gün hastaneye falan gitmedik. Testin yanlış olduğuna inandırdım kendimi. Ertesi sabah bir kadın doğumcuya gittik beraber ve anlattım böyle böyle böyle böyle, yani benim hamile kalma ihtimalimin olmaması lazım. Cahil insanlar değildik, bu tür şeyleri araştırıyorduk , doktor kontollerimi de aksatmamıştım. Doktor ne dese beğenirsiniz? Her zaman bir ihtimal vardır. Hiç bir yöntem veya yöntemlerin kombinasyonu tamamen koruyucu değildir. E tamam biliyorum, %99 yazıyor her yerde de bu %1 beni mi bulmuş ? ( Vatandaş hala inanmıyor) Neyse içeri geçtik, gebelik kesesi görünüyor dedi. 5 hafta 2 günlük hamilesiniz. Çıkarttı o ultrason görüntüsünü verdi bize, böyle ufak yumurta gibi bir kese içinde de pütürcükler. O pütürcük benim bebeğim imiş… Sonra yüz ifademizi görünce isterseniz geri alayım dedi. Bu bebeği istiyor musunuz dedi? Bilmiyorum dedim. Karar vermeniz lazım ama dedi. Oturduk muhabbet ettik, rahatlatmaya çalıştı. Benim gözler dolu dolu, eller titriyor, çaresiz hissediyorum. Tam bir boşluk.. 2 aylık evliydik, eşim yeni stajını bitiriyordu, büro açacaktı, ben üniversitede daha yeni 1.sınıfı bitirmiştim, 23 yaşındaydık. Çok gençtik, eskiler bu yaşlarda 2. Çocuğu yapıyor olabilir, biz ise bir 4-5 sene hiç çocuk düşünmüyorduk. Ailelere herkese öyle söylemiştik. Benim okulu bitirmem lazımdı…

Kürtajdan korkmanıza gerek yok dedi bana, tekrar çocuğum olmaz diye de düşünmeyin olur dedi, olmama ihtimali var mı peki dedim, her zaman bir ihtimal vardır dedi. Çıktık odadan düşünelim dedik, Talha duruma adapte olmuş babiş olucaam babiş olucam diye geziniyor. O anda onu boğmak istedim, ama bu hali de tatlı gelmiyor değildi

Odadan düşünelim diye çıktık, ama ben sonra o günleri hatırladığımda kararı çoktan vermiş olduğumu anlıyorum. O günün akşamında, arabaya binerken farkında mısın karnını tutarak biniyorsun dedi Talha, ben farkında değildim ama iç güdüler çoktan çalışmaya başlamıştı.

İlk günler çok zor geçti, şok yerini bir sürü soruya bırakıyordu. Şimdi ne olacaktı? Maddi durumumuz bir çocuğu karşılayabilir miydi? Ben çalışmıyordum, Talha sıfırdan kendi işini kurmak isterken bu durumda böyle bir risk alabilecek miydi? İsteklerinden vazgeçmek zorunda mı kalacaktı? Çok genç değil miydik, hayallerimizin peşinden gidebilecek miydik? Ben okulu nasıl bitirecektim? Koskoca 3 sene vardı… Peki ya toplum baskısı? Zaten evlenecek/evli kız olarak okulda parmakla gösteriliyordum, herkes beni arkadaşlarına bu şekilde tanıtıyordu. Hocaların bir çoğu kafayı yemişim gibi bakıyordu. Şimdi hamile hamile okula nasıl gidecektim? Karnım burnumda amfilerden geçebilecek miydim? Arkadaşlarımız içinde neredeyse tek evli bizdik, bir de tek çocuklu olacaktık tam bir toplumsal yalnızlık değil mi? Bu çocuğu nasıl büyütecektim? Hukuk hafif bir bölüm değildi, altından kalkabilecek miydim? Bütün bu soruların yanında, kronik bir böbrek taşı hastası olmam, 3 haftalık gebeyken film çektirmiş olmam, antibiyotik kullanmış olmam da beraberinde bir sürü endişe getiriyordu. Bilmedendi hepsi, bilmiyordum.. Ama ya zararı olduysa? Ya bebeğime bir şey olduysa?

Bütün sorular burada tıkanıyordu. Ya bebeğime bir şey olursa? Ya olduysa?
Hastaneden çıktıktan sonra doktorun dediklerini konuşurken, kürtaj konusunda sen kürtaj yapabilecek bir insan değilsin demişti Talha. Neden dedim, tanıyorum seni dedi.. Kafamda bin bir tane tilki dönüyordu, şok halinde tabi ki hiç hamile kalmamış olmayı istiyordum. Kürtaj belki bir çözüm olabilirdi tüm bu sorulara, ama içimi kanatıyordu. Bu saatten sonra mutlu olamam dedim, kendimle yaşayamam. Kabullenmek çok zor, ama öyle bir karar alırsam dahi o masadan pişman kalkacağımı biliyordum. Hem de nasıl pişman.. O kadar karışık duygular besliyorum ki, bir yandan yanımda sigara içilmesine kızıp diğer yandan ben hamile olmak istemiyorum ühüü ühhüüü diye ağlıyorum durmadan. Acaba bebeğim annesinin onu istemediğini hissedip üzülüyor mudur içerde diye düşünüp bir posta da ona ağlıyorum. Evet biliyorum sadece bir hücre o zaman, ama büyürse insan olacak değil mi? Bir yandan bu çocuğun çok zamansız olduğunu düşünüp, diğer yandan da doğacak veya doğabilecek hiç bir çocuğumun bu çocuk olamayacağını düşünüyorum. Ben bunu istiyorum başkasını değil diye tekrar ağlıyorum. Ağlamayı bir an kesip, kaşı gözü kime benzer acaba diye düşünüp, sonra ya antibiyotikler çocuğuma zarar verdiyse diye tekrar ağlıyorum.

Kendimi kendi planlarıma o kadar kaptırmıştım ki, benden büyük planlar olduğunu unutmuş gibiydim. Sert bir şefkat tokadı gibiydi.

Bence gerçekten de herkesin kendi bedeni kendi kararı, kadın hayatını etkileyecek kararları kendisi verir, kadın bedeni üzerinden siyaset yapılmasına tamamen karşıyım. Ben bu bir hücre olabilir, ama şans verilince bir insan olacak büyüyecek, konuşacak, bir hayat bahşedildi ona diye düşündüğümden vicdanımla yaşayamazdım kürtaj sonrası. Ama bunu kaldırabilecek yapıda olan kişilere de sürekli bir akıl verme hali içerinde olmaya karşıyım, bence anne olmayı isteyen hiç bir kadın kendince geçerli sebepleri olmadan kürtaj yapmaz. Anne olmayı istemeyen kadınlar ise, anne olmayı istemiyordur o kadar. Her kadın anne olacak diye bir şey yok bunu kabul edin, hatta bazıları olmasa daha iyi…

Şok hali bir hafta sürdü sonra gidip kalp atışlarını dinledik, o bir hafta sonrasında alışabildim mi peki? Hayır. Öyle bir şeydi ki, içime çekildim. Tam bir bipolardım ilk zamanlar. Bir sabah kalkıyorum ve midem bulandığı, çok halsiz olduğum için hamile olduğumu hatırlayıp zırıl zırıl ağlıyorum, bir kaç saat sonra ise deli gibi bebek fotoğraflarına, instagramda bebekli ailelere bakıp iç geçiriyorum. Beşiğini nereye koyacağımızı falan düşünüyorum.. En büyük korkum aslında bebeğime yetememekti, hani annelik böyle kutsal bir şey ya, bir de herkes mükemmel anne. Ben nasıl öyle biri olacaktım? Organik beslenmiyorum, çamaşır suyunu bolca lavaboya döküp tellemek en büyük hobim. Evde bin tane kimyasal var. Evimizin düzeni oturmamış daha evde hala yemek pişmeyen günler var, iki yumurta kırıp yiyoruz sabah akşam. Anne dediğin bir eliyle bir düzine zeytinyağlı hazırlarken, diğer eliyle ortalığı tertemiz yapar, çocuğuyla oyun oynar, çocuğunun gözünden ihtiyacını anlar. Her şeyi en iyi anneler bilirdi, ben sümüklü 23 yaşında üniversite öğrencisi bebe, ne anlarım annelikten? Diğer korkum ise, çocuğumu suçlamaktı. Şimdi bebeği olan herkesin ne kadar sosyal olursa olsun hayatı kısıtlanıyor. Bunu kabul edelim. Nasıl evlenince çiftler evli arkadaşlarıyla daha çok vakit geçirmeye başlıyorsa, çocuklu aileler de çocuklu aileler ile daha rahat vakit geçiriyor. Bizim çevremizde evli 1-2 çift vardı. Çok da yakın sayılmazdık zaten. Çocuklu tek çift ise biz olacaktık, tamam benim çok güzel arkadaşlıklarım, dostluklarım var ama şimdi kim ne yapsın benim bebenin dün hangi renkte mıçtığını? Çocuklu olmak bir nevi kısıtlanma hali ve ben bir süre sonra bu çocuk büyüdüğünde onun için kısıtlandığımı da ona hissettirmekten korktum. Bence küçücük veya gencecik bir insana böyle bir yük bindirmek çok acımasızca, ebeveynlik böyle bir şey, doğanın kanunu gibi, ebeveyn olmayı seçiyorsan bir çok konuda fedakarlığın da yanında promosyon gibi geleceğini kabul etmelisin . Zoru gördün mü, çocuğa anlatıp da yaptıklarını bir takdir beklemek.. bilemiyorum.. sanki o yükün altına onu da sokmakmış gibi.

Şimdi ise bunca endişeyi boşuna yaşadığımı görüyorum. İlk hamile olduğumu öğrendiğim günlerde bir arkadaşıma anlatmıştım durumu, senin istediğin zamanda olmaması doğru zamanda olmadığı anlamına gelmez ki Anna demişti. Çok doğruydu dediği. Galaksinin Batı Sarmal Kolu’nun bir ucunda, haritası bile çıkarılmamış ücra bir köşede, gözlerden uzak, küçük ve sarı bir Güneş’e kabaca yüz kırksekiz milyon kilometre uzağında, mavi-yeşil renkteki küçük gezegende ortalama 1.6 metrekare kaplayan önemsiz bir kızdım.* Doğru zamanı ben mi bilecektim? Yaşadıkça çok iyi anladık ki doğru zaman buymuş, hiç bir engel olmadan haftanın 4-5 günü ben bakacağım kızıma. Ateşlendi mi patronu aramam gerekmeyecek, arkadaşımı arayıp kanki bugünün notlarını çektirsene bana alırım senden diyeceğim sadece, şakası bir yana yaşadığımız ülkede 2.5 -3 sene çocuğa annesinin bakması bir lüks. Bu lükse iş hayatına atıldıktan sonra sahip olamayabilirdim.

Son 1 yılda çok büyüdüm ben, hala evde birbirimizi kovalayıp hayali ateşler açıyoruz, ama çoğu konuda kendimi çok olgunlaşmış hissediyorum. Bir kere bir annelik özgüveni var, uuuuuv. Sanki ben değilmişim gibi, zırıl zırıl ağlayan. Şimdi doktorları beğenmiyorum. Hamile halimle derse de gittim, insanlar da korktuğum gibi tepki vermedi, bazen de ben bakışları görmezden geldim. Çocuğun 40’ı çıkar çıkmaz sınavlara koştum, mazeretler finaller bütler derken sonuç olarak alttan bir tane bile dersim kalmadan 2.sınıfı bitirdim. Üstten de 4 seçmeli verdiğim için , bir rahatım ki değmeyin keyfime. Ara sıra sistemi açıp sırf zevk olsun diye yeşil tikleri seyrediyorum, ben de böyle bir psikopatım. Talha ofisini açtı, ( avukat kocam var bak, işiniz düşer de başka avukata giderseniz çok fena yaparım. ) üstelik yüksek lisansa başlıyor bu yıl. Bir evde iki öğrenci, bir avukat, bir bebek bayaaaaa eğleneceğiz bence bu sene. Bir kedimiz eksik, ama onu da Defne biraz daha büyüyünce sahiplenelim diyoruz. Annem Toprak’a el koydu, geri vermiyor. Zaten kendisi biraz şerefsiz bir kedi olduğu için ( zevkine tırmalar , patiler, ısırır ) bebekli evde pek sağlıklı olmazdı şimdilik. Şaka maka içerdeki bebe yakında 5.5 aylık olacak. Böyle baktıkça içim nasıl ama nasıl eriyor. Eğer bu yazıyı bebeğinin sürpriz yaptığı bir anne adayı olarak okuyorsan bil ki hiç bir zaman pişman olmayacaksın , biliyorum zor , biliyorum hazır olmadığını düşünüyorsun ama eğer evet dediysen bu bebeğe, her şey iyi olacak , öyle deli bir sevgi ki bu, onsuz bir hayatı değil hayal edebilmek, onsuz kalabilme ihtimali en büyük korkun olacak… ve siz şanslı planlı gebeler biliyorum sizin de sorularınız kaygılarınız çok, annelik hiç geçmeyen bir kaygı hali bence, ama doğumdan sonra bütün bebekle ilgili konularda gereken bilgiler size ‘’loading’’ ediliyor. Siz kalbinizin sesini dinleyin yeter, anneler kendi bebekleri için her zaman en iyisini bilir. Buraya kadar okumuş işsiz arkadaşlarım hepinizi çok seviyorum. Yorum bırakmayı unutmayın, yoklama alacağım

PS: Yazıyı severek okuduysanız, benim için şu alttaki küçük tatlı kalbe tıklayabilirsiniz

* : Douglas Adams/ Otostopçunun Galaksi Rehberi kitabından küçük bir alıntı.

Sevgiler

320
1

Girizgah

Merhabalar!

Ben Anna , 24 yaşındayım, bir vakıf üniversitesinde Hukuk okuyorum. Evliyim ve an itibariyle 5 aylık bir kızım var. İnstagramda uzun bir süredir @lagloriax adıyla paylaşımlar yapıyorum. Başlarda bakım/makyaj tarzı bir hobi sayfasıyken, hamile kalmamla beraber ilgi alanlarım da doğal olarak değiştiği için bir sürü anne ve anne adayıyla tanıştığım konuştuğum bir yer haline geldi. Burada takibi hala bırakmayan, beni terketmeyen, güzellik blogcu biricik arkadaşlarıma kocaman bir sevgi balonu gönderiyorum. Çok sabırlısınız !  Sizi seviyorum

Yazmayı seviyorum, her yazan insan gibi okunmayı da seviyorum tabi ki. Ama artık hayatın başka bir evresini yaşadığımdan mıdır yoksa like alma veya popüler olma kaygısından çok uzaklaştığımdan mıdır ( her birimiz sosyal mecrada bir şey paylaştığımızda like sayısına bakıyoruz, dürüst olalım ) sadece kendim için bir şeyler yapmak istedim. Bir yer olsun, ben içimi dökeyim ve içimi dökerken yeni insanlarla tanışayım, şurda oturmaya fırsat bulabildiğim yarım saatte çayımı veya kahvemi alıp tuşlara hızlı hızlı basayım istedim. (kocam klavyeyi kullanış şeklime kızıyor, kıracakmış-mış-mışım. Adamın malı kıymetli -.- ) Neyse işte bir şeyler yapmak istedim. 24 yaşındayım, bence henüz hayatın çok başındayım. Bu yüzden birilerine tavsiye vermek veya örnek olmak gibi bir amacım kesinlikle yok baştan söyleyeyim. Ben kendi yolumu bulmaya çalışıyorum, kendi küçük dünyamda kimine göre küçük kimine göre büyük problemlerimle boğuşurken, kendimi mutlu edecek ufak tefek şeyler yapıyorum. Hayatı neresinden tutarsanız, onu yaşarsınız ya hani , işte o dolu tarafından tutmaya çalışıyorum. Belli bir üslubum yok, yazacağım belli bir konu yok. Hani takip etmeniz için hiç bir neden gösteremem belki. Bazen bu yazıdakine benzer şekilde arkadaşıma kahve içmeye gitmişim gibi konuşarak yazabilirim, bazen de çok ciddi olabilirim baştan uyarayım  Siz okursanız ben mutlu olurum, okumazsanız canınız sağ olsun. En azından nereye koyduğumu unutmayacağım bir defterim olur. Linkini oralara, buralara, her yere iliştiririm .

Girizgahımız burda sonlanmıştır. Kendinize iyi bakın !

54
0