Kısa Tarihimden Küçük Enstantaneler

İsmim cismim farklı olunca Türkiye’de yaşamaya başladığım günden beridir çeşitli sorulara maruz kalmaya alıştım ve hatta doğal buluyorum. Çünkü ben de meraklı bir insanım, yolda anadili gibi türkçe konuşan siyahi bir çinliye denk geldiğimde ben de merak ederim, hadi ben öğrendim de 0 nasıl nerden gelmiş ne olmuş, onun hikayesi ne diye. Şimdi siyahi bir çinli örneği çok eksantrik oldu tabi, ama siz beni anladınız bence.

İnstablogumu açtığımdan beridir de zaman zaman uyruğum,nasıl Türkiye’ye yerleştiğim vs. ile ilgili soru alıyorum. Ben de canım istedikçe kısa tarihimden enstantaneler başlığı altında , kısa tarihimden bahsetmeye karar verdim. Çünkü burası benim blogum, istediğimi yazarım ve çünkü neden olmasın ?

Şimdi sıkı durun, çok baştan alıyorum, en başından. Hz.Adem kadar en başı olmasa bile, benim gibi bir insan için olabilecek baya eski bir noktadan.

Annem ve babamın okul yıllarından. Anne ve babamın okul yılları diyorum, çünkü anne ve babam sınıf arkadaşılarmış. İnsan sınıf arkadaşıyla evlenir mi ya? Sümüklerini yediği zamanları tanıdığın biriyle niye evlenirsin ki? Annem evlenmiş. Burda bir halt yemiş belli. Annem’in babası Litvanyalı, mektup arkadaşı olan Ukraynalı bir kadını ziyarete geliyor, sonra da kalıyor Ukrayna’da. Bulmuş anneannem gibi bir kadını bırakmaz tabi, adam haklı. Dedemi ben hiç tanımıyorum çünkü annem 17 yaşındayken dedem uykusunda ölüyor, güzel bir ölüm şekli aslında, olabilecek en huzurlu ölüm. Ama yine de kendim için üzülüyorum, dedemi bir tanısaydım keşke diyorum, dedem hayatta olsa muhtemelen annem ve benim için çok farklı gelişirmiş hayat. Zira dağ gibi adammış, dağ derken ciddi anlamda ufak bir dağ sayılabilirmiş bence. 140 kilo 190dan fazla boy, küçük bir insan için gayet de dağ gibi olabilir. Babamın babasını tanıdım, hatta 2 sene boyunca o baktı sayılır bana, eski asker olduğu için biraz sert bir adamdı kendisi ve biraz da dindar tabi, annemin babası çok daha eğlenceliymiş. Baba tarafımın kökeni konusunda net bir bilgim yok, ama soy ismimizden de anlaşıldığı gibi çok tuhaf bir karışım var. Babamın bir iki kuşak geriden dedesi Fransız’mış. Sonra azeri birileri falan karışmış aileye garip bir soyismi almışız. O soyismi ki bana ilkokul çağımda küçük çaplı travmalar yaşattı. Babaannem Kazaklar’dan hani bu at üstünde göçebeler var ya, savaşçı olanlar.Kazak erkeği falan derler hatta, neyse işte babaannem onun kadın versiyonuymuş. Hapis falan yatmış bir olaylardan, değişik . Onu da çok tanıdım diyemem ben 3 yaşındayken vefat etti o da. Ama annem hem fiziksel hem de bazı karakteristik özellikler konusunda beni babaanneme çok benzetir. İnsanın çocuğunu kaynanasına benzetmesi iyi bir şey midir bilemem. Ama babamın ailesinden tek babam hakkında kötü ( yumuşatarak söylüyorum ^^) konuştuğu için, iyi bir şey olduğunu kabul ediyorum hep. Hem babaannem cidden karakterli kadınmış hani. Anne-babam 21 yaşında beni yapmak gibi süper bir fikre kapılmışlar ve ben olmuşum, bana da çoğunlukla anneannem bakmış. Yani 4 yaşına kadar, sonra anneannem de birden hastalanıp vefat etti. 4 yaşındayken ölenin geri gelmeyeceğini bilecek kadar büyüktüm, ama yine de beni cenazesine götürmedi annem. O akşam anneannemin annemle kapıdan girmediğini gördüğümde hissettiğim şeyler hala içimi acıtır. Kim olduğunu hatırlamadığım akıllı birisi, annemin cenazeye değil de anneannemi taburcu etmeye gittiğini söylemişti, hayalkırıklığı çok büyük oldu. Ağlamış, ağlamış uyuya kalmıştım. Çocukken bile bazı şeyleri kabullenmek çok zordur, ama daha kolay adapte olursunuz o ayrı. Anneannemin ölmesiyle güzel çocukluğumun bittiğini düşünürüm büyük halimle, o zaman sorsanız bunun farkında değildim tabi.

Çok geçmeden 1.5 sene kadar sonra annemle babam ayrıldılar. Annem zaten bir Türk firmasında çalıştığı için sık sık İstanbul’a gidip geliyordu. En son gidip de 1.5 sene geri dönmediği akşam ayrılışımızı hatırlıyorum. Yine yetişkin halimle çocukluk anılarımızdan hatırladıklarımızın hemen hemen hepsinin birer travma olduğunu biliyorum, ama tabi o zamanlar bilmediğim şeylerden biri de buydu. Sosyalist Rusya yıkılmış, herkes borç batağı içinde ekonomik kriz var, insanlar böbreklerini satacak yer arıyorlar, aforizma olarak söylemiyorum. Gerçek bu, insanlar böbreklerini satıyorlar. Babam da farklı bir şehre çalışmaya gidiyor. Benim de babamın babası olan eski asker, yeni emekli dedemle sıkı yönetim altındaki günlerim başlıyor. Dedem toprakla uğraşmaya merak salmış, ara sıra beni eve kilitleyip şehrin azıcık dışındaki küçük arsasını sulamaya gidiyor. Makarna ısıtıyor bana giderken, akşam da dönüyor. 6 yaşındayım, ama dedemin olmadığı saatlerde televizyonu açmayacak kadar itaatkarım. Okumayı öğreniyorum kendi kendime, dedem de biraz yardım ediyor tabi. Akşamları 15 dk çizgifilm izlemeden önce dedem patates soyarken, patates çok değerli bir besin bu arada haftalık öğünlerimizin büyük bir kısmını oluşturuyor, beraber 2şer 3er sayıyoruz. Sonra dedem bana çocuk incili okuyor , çeşitli sorularımla onu biraz bunalttıktan sonra da uyuyorum. Babam ara sıra geliyor, annem ara sıra arıyor. Gündüz evimizin önündeki parka çıkıp, oynuyorum kendi kendime. Çocuklarını parka getirmiş kadınlar bana annemin nerde olduğunu soruyorlar, koca koca insanlar neden bu kadar meraklı oluyorlar ki?

O kış kızakla kayarken, buz tutmuş göletin için düşüyorum. Dedem sağa git diye bağırırken sola gitmişim meğer veya tam tersi. İtiraf edeyim, sağımı solumu hala karıştırırım. Dedem buzları kırıp çekiyor beni suyun içinden, ne düşündüğümü cidden hatırlamıyorum. Ama soğuktu ve soğuk gerçek anlamda soğuktur bizim oralarda. Bulunduğumuz yer halamlara daha yakın diye dedem beni halamlara götürüyor, halam garip bir kadın, babamı sevmiyor zaten, babamı kimsenin sevdiğinden emin değilim aslında. Bir annem sevmiş iste. Yazının başında bahsettiğim gibi o da bir halt yemiş. Ben de halamı sevmiyorum, çünkü halam o yıl yılbaşında kendi torununa benim önümde hediyesini vermiş ve ben o duruma çok içerlemiştim. Hala hatırlarım. Bana kimse o kış hediye almamıştı. Babam gelmişti sonrasında bilemiyorum ne kadar süre geçmişti, herhalde  hediye sormuş olacağım ki pazara gidip geri döndüğünde sana bir şey aldım demişti. Bir çift sarı lastik toka aldığını hatırlıyorum, annem saçlarımı hep kısa kestirirdi, annem yoktu ve saçlarım uzamıştı tokaya ihtiyacım vardı. Çok sevindiğimi hatırlıyorum ve saçımı toplayıp aynaya uzun uzun baktığımı. Aslında ben o ara çok popüler olan sanal bebekten istiyordum, ama sarı lastik de bir hediyeydi sonuçta. Annem beni çok özlediği için kasetlere gün içinde sesimi kaydedip, gönderiyorlardı. Çünkü telefon çok pahalıydı ve bir kaç haftada bir 3-5 dakikadan fazla konuşamıyorduk.  Tabi çoook zaman sonra öğrendim, annemin isteyip de gelememe sebeplerini. Ama o benim hikayem değil, annemin hikayesi.Herkes kendi hikayesinden sorumlu. Dedem benden bıkmış olacak ki, babam gelip çalıştığı köye götürüyor beni. Orda bir evde kalıyoruz, bazen babam bisikletinin arkasına atıp beni çalıştığı fabrikaya yanında götürüyor. Kalan zamanlarda, babamın kadın arkadaşının ailesiyle beraber vakit geçiriyorum. Babam daha sonra o kadın arkadaşı ile evleniyor, hatta iki çocuğu oluyor. Ama o zamanlar hala ” arkadaşlar ”. Ortada bir şeyler döndüğünü farketmiş olacağım ki kadını pek sevmiyorum, benim havlumu kullanmasın istiyorum mesela. O havluyu annem aldı çünkü o kadın kullanmasın. Köyde çocuklar var ama çok fazla oynamıyoruz, çünkü çocuklar her gün piknik yapıyorlar bahçede herkes evinden bir şeyler getiriyor, ben misafir olduğum evden bir şeyler istemiyorum. Ne istersen al diyorlar gerçi, ama utanıyorum. Çocukların yanına gitmeyince zaten pek bir sorun kalmıyor, hem küçük çocuklar biraz acımasız oluyorlar zaten sürekli cevaplamak istemediğim sorular soruyorlar, bazen de dalga geçip canımı acıtıyorlar. Büyükler de çocuklar da bir sürü soru soruyorlar. Soruları sevmiyorum. İnsanları görmezden gelmeyi o zaman öğreniyorum. Kaldığımız evin çaprazında oturan kör yaşlı bir teyze vardı, 30lu yaşlarında bir kamyonetten uçtuğu için kör kalmış. Ona yardım ediyorum, bazen benden onunla fırına yürümemi istiyor, koluna girip her iki tarafında evler olan toprak sokaklardan yürüyoruz. Teyze hiç soru sormuyor aksine bir sürü şey anlatıyor onunla sohbet etmeyi çok seviyorum. Saçlarım da bu ara baya uzamış, ama birden kafam çok kaşınmaya başlıyor meğersem kafamda bir koloni oluşmuş.Babam saçımı kestiriyor erkek çocuğu gibi oluyorum, ama bir yandan da güzel bir şey, sarı lastikler saçımı çok yoluyordu. Çok kafama takmıyorum yeni saçlarımı ama babam sanırım üzülmüş olduğumu düşünerek bana bir çift yeni ayakkabı ve bir pijama seti alıyor. Ben köyün yolları toprak olduğu için onları giymekten hiç hoşlanmıyorum, çok çabuk tozlanıyorlar, giymeye kıyamıyorum demek daha doğru sanırım. O bahar annem geliyor beni görmeye , sonra bir kaç ay sonra tekrar geleceğini söylüyor ve babamdan 1 yıllığına beni Türkiye’ye yanında götürmek için izin istiyor. Yani herkes öyle konuşuyor, herkes 1 yıllığına diyor, o sene aslında okula başlamam gerekiyor, ama herkes 1 sene geç başlarsam hiç bir şey olmayacağını söylüyor ben de İstanbul’u çok merak ediyorum tabi. Önce trenle Moskova’ya ordan da uçakla İstanbul’a geleceğiz. İnanılmaz heyecan verici. Babam beni trene bırakırken ” Bir gün seni yeniden göreceğim ama ne zaman olduğunu bilmiyorum” tarzı bir cümle kuruyor. Çok anlamsız çünkü nasılsa seneye döneceğiz, seneye bizim ordaki okula başlayacağım ve evimizin önündeki ağaçlara tırmanmaya devam edeceğim. Annem bana iki kelime öğretiyor, önce  ” Merhaba ” diyorum ardından da ” dondurma ”. Bence 7 yaşındaki bir çocuk için çok önemli o iki kelime, çünkü birine önce merhaba demezseniz o kişi size dondurma almaz. Tatlı dil her işin anahtarıdır. 1999 yılının haziran ayında annemle beraber Türkiye’ye geliyoruz.Böylece bin yılın son günlerinde benim için yeni bir milenyum başlıyor.

116
0

Published by

8 Replies to “Kısa Tarihimden Küçük Enstantaneler

  1. O kadar etkilendim, o kadar duygusallaştım ki ofiste bunu kendime yapmamalıydım. Hiç böyle olduğunu düşünmemistim, araya ne kadar bosvermislik serpiştirsen de içimi acıttı nedense bu hikaye insanları görmezden gelmeyi öğrenebilmek için demek ki böyle bir deneyim yaşamak gerekiyor, babalar konusunda da aynıyız, yer yer kendimi buldugum ben de böyle düşünüyorum dediğim yerler buldum ve seni bi kere daha sevdim iyi ki yazmışsın bu yazıyı bana çok iyi geldi, umarım sana da paylaşmak iyi gelmiştir,
    Sevgiler, kocaman öpüyorum

    1. Sevgili Tuğçe,
      Aynı olmasa da benzer şeyleri yaşayan ne çok kişi varmış. Bunu anladım bu yazıyı yazdıktan sonra. Herşeyden öte, olaylar farklı olabilir ama hissettirdikleri aynıymış galiba çocuk kalbimizde. Bundan sonra hayatımızda umarım hiç geriye dönüp de keşke dediğimiz şeyler yaşamayız. Benden de sevgiler

  2. Yüreğime dokundun, uzun zamandır okuduğum en güzel yazıydı. Sen hep yaz olur mu? İkincisini ve üçüncüsünü… bekliyorum, ben Balküpümakyaj

  3. Bir yazı ancak bu kadar güçlü ancak bu kadar insanoglunun bamteline dokunabilir sevgili Anna.
    Sessiz takipçilerindenim ben senin.Daha doğrusu senin gibi bikaç takdir ettiğim kişiyi takip amaçlı kullandığım bir mecra instagram.
    İstanbul a her gelişimde bu şehirde yaşayan çok ama çok güçlü bi kadın var adı Anna diyorum yanimdakilere.Paylasimlarinla huzur veriyorsun güven veriyorsun olmayacak bişey yok bu hayatta istedikten sonra dedirtiyorsun.Özetle roman kahramani gibisin.
    Hep yaz olur mu Anna?
    Kal saglicakla…

    1. çok teşekkür ederşm güzel yorumun için Yazdiklarim bir yerlerde okudungybu bilmek cok guzel bir his, yeniden cok tesekkurler

  4. Okadar belli ki kişiliğinden kArakterinden görünüşünden nekadar içli ne kadar yüreği güzel samimi biri olduğun. Sen çok iyi bir insan olmuşsun ve hayatta en onemlisi de bu. Yaşanmışlıklar da güzel kötü hatıraların geride kalmasıda. İnsanlığından öperim koskocaman . Ailenle hep huzurlu sağlıklı mutlu olman dileğim ile

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir