Pişik Kremleri

 

Merhabalar!

Vizeler ardından sağlık problemleri derken oturup da yazı yazmaya fırsat olmadı, hatta instagramda da kaliteli paylaşım yapamadığımı düşünüyorum bir süredir birazcık ayrı kaldık haliyle, kafamda bir sürü yazı fikri var ama bakalım her gün yeni bir yaramazlık yeteneği kazanan bücürüğüm ne kadarını yapmama fırsat verecek

Konuya gelelim şimdi çok uzun bir yazı olmayacak bu sefer merak etmeyin, malum biraz kısa yazılar konusunda eksiğim var ama siz o kadar tatlısınız ki yine de beni üzmeyip ‘’ bir çırpıda okudum’’ diye mesajlar, yorumlar atıyorsunuz ( buraya kocaman bir kalp koydum size ^^)

Konumuz pişik kremleri ; Defne Eva doğduğundan bu yana hiç pişik olmadı , 8 aylık şu an. Ara sıra poposunda hafif kızarıklıkları oldu, ama pişik seviyesine gelmeden müdahale ettik hep. Kullandığımız ürünlerin kısa bir değerlendirmesini yapacağım, ardından da hafif bir kızarıklık gördüğümde ne yaptığımdan bahsederim.

Mustela Vitamin Barrier Pişik Önleyici Krem

Baştan söyleyeyim memnun kalmadım. Varlığı yokluğu neredeyse farketmeyen bir ürün. Defne’ye eğer kızarlık yoksa her altını açışımda krem sürmüyorum bu arada, günde bir iki defa sürüyorum maksimum. Ne kadar zararlı içerik içermeyen kremleri almaya dikkat etsek de sonuçta kimyasal. Kullanımı azaltmakta fayda var diye düşünüyorum. Kızarıklıkların üst üste sadece mustela kullandığım günlerden sonra çıktığını farkettim, yani ya Defne’nin cildine iyi gelmedi ya da koruyuculuğu olmayan bir ürün. Zaten kızarıklıklarını da hiç geçirmedi. Bir kutu bitirdik, ikincisini almayacağım.

Palmer’s Bottom Butter D vitaminli pişik Kremi

Yoğun yapısı çok güzel, cildini nemlendiriyor, popoyu açtıktan bir kaç saat sonra bile açtığınızda o kremin verdiği ekstra yumuşaklığı hissedebiliyorsunuz. Ayrıca içeriğindeki A,D ve B5 vitaminleri sayesinde cildi de besliyormuş. Palmer’s ürünleriyle geçen sene hamileliğimde gittiğimiz İBS anne bebek fuarında tanışmıştık, çok güzel bir kampanya vardı pişik kremi ile çatlak önleyici kremini almıştık. Çatlak önleyici kremler başka bir yazının konusu ancak, küçük bir sır vererek çatlak önleyici bakım kreminin – normalde hiç o tür kokuları sevmememe rağmen- yoğun kakao kokusuna bayıldığımı söylemeliyim. İşe yaradı mı? Eh bence evet, bir miktar yaradı. Palmer’s ürünleri organik değil, ancak içerikleri piyasadaki bir çok ürüne göre çok daha temiz. Pişik kreminin bir kutusunu bitirdik, ikincisini aldık.

Palmer’s Çinkolu Pişik Kremi

Diğer Palmer’s pişik kremini çok sevince bunu da denemeye karar verdik. Yeni aldık, o yüzden çok ayrıntılı bir yorum yapamayacağım. Bu ürün biraz daha oluşan pişikleri tedavi etmeye yönelik, ama normal kullanımda da kullanılabileceği söyleniyor. İçeriğindeki çinko sayesinde pişik tedavisine yardımcı oluyormuş. Yalnızda bu D vitaminli orijinal formüle göre biraz daha yoğun ve koyu yapıda, bezde hafif sarı bir leke bırakıyor ilk gördüğümde kremden kaynaklandığını anlamayıp biraz endişelenmiştim.

Bepanthen Baby Extra koruma pişik kremi

Defne’nin kızarıklığını geçiren iki kremden bir tanesi. Hamileyken katıldığım bir etkinlikte küçük boyu hediye edilmişti. Yapısı çok hafif, kokusu yok denecek kadar az. Tedavi amaçlı kullandım. 1 günde bile hemen farketti.

Sudocrem Bebek Bakım Kremi

Bu kremi ben yüzümdeki sivilce izleri için almıştım, instagramdan hatırlayanınız olur belki baya da işe yaramıştı. Şu an bile hala yüzümde geçmeyen kızarıklıkları dindirmek için kullanıyorum arada. Defne’ de de kızarıklığı geçirici etkisi oldu, yapısı yoğun iyice yedirmek gerekiyor sürerken. Sana puanım 10 kanka.

Desitin Hızlı Koruma Pişik Önleyici Krem

Bu ürün de etkinlikte dağıtılan ürünlerden biriydi, geçenlerde evde hiç krem kalmadığında varlığını hatırlayıp sürdüm, uzun bir süre kullanmadım ama ilk izlenimim olumlu. Bildiğim kadarıyla bu üründen çok memnun kalan anneler de var. Hızlı emiliyor, yapısı çok yoğun değil. Bunun bir de Mor kutulu olanı var, o tedaviye yönelikmiş. İçeriğinde %40 oranında çinko var, çinko oranı yükseldikçe kızarıklığa karşı tedavi oranı da artıyor. Günlük kullanıma uygun değil Mor olanı yalnız, bebeğin cildini çok yormamak gerek.

Kullandığım ürünler bunlardı. Ben Defne ‘ye ıslak medil kullanıyorum genelde, tabi ki en iyisi her seferinde genital bölgeyi su ile yıkamak siz öyle yapın. Islak mendilleri seçerken alkolsüz,parabensiz olmasına ve çok ıslak yapıda olmamasına dikkat ediyorum. Hafif bir kızarıklık görünce o gün her altını açtığımda beyaz sabun ve su ile durulayıp kurutuyorum, ardından kremini sürüyorum, böyle yaptıkça 2 günden uzun süren kızarıklığı hiç olmadı. Her altını açışımda da temizlendikten sonra biraz açık kalmasına çalışıyorum, poposu tamamen kuruduktan sonra pişik kremi de daha iyi emiliyor hep. Siz de tecrübelerinizi diğer anneler ile paylaşmak isterseniz, yöntemlerinizi ve kullandığınız ürünleri aşağıya yorum olarak bırakabilirsiniz. Yazıyı faydalı bulduysanız aşağıdaki kalbe tıklamayı unutmayın!

 

Sevgiler,

Anna

22
0

Toz Pembe Hayaller Vardı

Biz yeni anneler genelde çok yakınırız, uyuyamıyorum, uyumuyor, emmiyor, 6 gündür kaka yapmadı, ek gıda istemiyor, kendi kendine oynamıyor, meme reddi, biberon reddi, 2 yaş sendromu, tuvalet eğitimi diye uzar gider bu liste..

Hepsi ayrı birer problem evet, ama bence çocuk yetiştirirken karşılaşacaklarımızın en hafifi.. Çok zor bir insan yetiştirmek, yaşadığımız yüzyılı düşününce iyi, sağlıklı, mutlu bir insan yetiştirmek daha da zor. Hep bir çelişkiler var yakamızı bırakmayan.

Defne 6 aylık oldu. Çevresine karşı çok ilgili, biri konuştukça pür dikkat onu dinliyor, izliyor.Her şeyi küçük beynine kaydediyor ve bilinçaltına işleniyor. Sürekli konuşuyoruz, beni anladığını düşünüyorum. Bir kerede anlamıyorsa bile, zamanla anlayacaktır. Rusça konuşmaya ağırlık veriyorum, orda iş bende bitiyor sanırım bazen çevreye uyum sağlayıp Türkçe konuşuyorum, Rusça konuşmak o an zor geliyor. Ama bunu da aşıp, bir kaç aya Defne Eva ile sadece Rusça konuşmaya odaklanmam gerekiyor, yaptığım araştırmalar ve yardımcı olan bir çocuk gelişim uzmanının da görüşüne göre iki anadili olan bir çocuk yetiştirmek için ebeveynlerden birinin çocukla sadece o ikinci dili konuşması gerekiyor. İki dili birden konuşabilen bir ebeveyn çocuğun aklını karıştıracaktır. Bizim ailede o sorumluluğu üstlenecek kişi ben oluyorum. Şimdilik zor geliyor, ama zamanla alışırım sanırım.

Hep ayakları yere sağlam basan, özgüveni yüksek, mutlu, kendisiyle barışık bir insan yetiştirmeyi hayal ettim hamileliğimden itibaren. Kızım olacağını öğrendiğim günden itibaren ise bu hayal daha çok önem kazandı. Toplumun kadına verdiği değeri düşünüp de Defne’nin sadece kadın olduğu için ilerde karşılaşacağı zorlukları düşündükçe bunu yapmam gerekli. Belki de 20 sene içinde olumlu anlamda çok şey değişir, ama nedense şimdilik değişim sadece bir hayalmiş gibi geliyor.

Tüm bu isteklerime, okumalarıma, hedeflerime rağmen ben bugün kötü bir şey yaptım. Nasıl oldu, neden oldu bilmiyorum ama ağzımdan kendime hiç yakıştırmadığım bir cümle çıktı. Arkadaşımla Skype’ da görüşürken Defne kucağımdan bilgisayara uzanıp tuşlara vurmaya çalışıyordu, yapma kızım baba kızar, döver cısssss dedim. Söyledikten sonra ben de şaşırdım ağzımdan nasıl böyle bir cümlenin çıkmış olabileceğine, ben değildim sanki eşime daha hamileyken 10 sene sonrasının problemlerini sayıp, bak ikimizden biri bir şeye hayır dediyse o hayırdır. Diğerinin kararını birimiz beğenmiyor olabilir, ama önce kendi aramızda çözeceğiz o problemi. Çocuğun bakış açısıyla birimiz diğerinin otoritesini sarsmamalı. Birimiz yapma derken, diğeri yap derse olmaz.

Cümledeki ‘’ BABA kızar ‘’ neydi öyle? İstediğimi yaptırmak için çocuğun gözünde korktuğu, çekindiği bir baba imajı kesinlikle yaratmayacağım dememiş miydim kendime. Peki o ağzımdan çıkan ‘’ döver ‘’ kelimesi? Kendi aramızda şakalaşıp birbirimize bak dayak yersin, oo bak çok pis döverim tarzı şeyler söylüyorduk. Ama bunların hepsi birer şaka, günlük konuşma dilinin ve 20li yaşlarda olmanın hoppalığı ile söylenmiş şeylerdi. Ama küçük kızımın, babanın dövmeyeceğini, ailedeki erkek figürünün çok güçlü olduğunu, ama bu gücünü sadece onu hoplatıp zıplatırken veya ağır(!) bisikletini kaldırırken kullandığını bilmesi gerekiyordu. Hayatına ona el kaldırabilme cesaretini gösterebilecek bir erkek girerse dahi, bunun anormal olduğunu, ve ‘’ bir kere’’nin bile asla affedilmemesi gerektiğini öğretecektim hani? Baba döver dersem nasıl yapacağım peki bunu? Bilinçaltına yerleşmez mi erkek şiddetinin haklı olabileceği duygusu?

Görüşmeyi kapatınca kalakaldım bir an. Hala söylediğim şeyin şaşkınlığını yaşıyorum. Nasıl da işlemiş demek ki içime çevresel faktörler, yapmamaya ant içtiğim , aklıma hayalime sığmayan şeylerin bile cümlesini kurabiliyorum. Defne’nin henüz 6 aylık olduğuna şükrettim. Ya boş bulunup da böyle bir cümleyi o 3 yaşında iken kursaydım? Aklında kalabilir, hatta soracağı bir çok soruya yol açabilirdi. Tek bir cümle bile ne kadar önemli, çocuk yetiştirmek ne zor dedim. Ağzımdan çıkan her şeye dikkat etmek zorundayım. Yakında beni taklit etmeye başlayacak, davranışlarıma dikkat etmek zorundayım. Nasıl büyük bir sorumluluk, iyi bir insan , hem ruhsal hem de fiziksel olarak sağlıklı, mutlu bir birey yetiştirmek ne kadar da zor. Diğer her şey kolay dedim kendi kendime, uykusu da düzene girer, dişleri de birer birer çıkar, emmesi de düzelir, bugün ona yedirdiğim sebze çorbası tamamen çöpe gidebilir dünyanın sonu değil hiç biri. Ama ya iyi yetiştiremezsem? Ya kendini eksik, kırılmış, incinmiş hissederse? Ya ben her şeyin en iyisi olsun diye çabalarken bu sefer de şımarık, kendi kendine yetemeyen bir yetişkin bulursam karşımda? Nerde bunun ortası, nasıl bulacağım ben bu yolu… bu kızı yeniden büyütmeliyim mi diyeceğim Sezen abla gibi? Sorular sorular.. Velhasıl kelam, şu an yaşadığım için bana mı öyle geliyor bilmem ama, her anlamda iyi bir insan yetiştirmek dünyanın en önemli işiymiş gibi geliyor. Bazen sevgili arkadaşım Nazenin’in de dediği gibi, doğru mu yapıyorum bilmiyorum. Bu kötülüklerle dolu dünyada çocuğuma sadece sevgiyi, merhameti, adaleti öğretmeye çalışırken acaba onu hazırlıksız mı yakalayacak Dünya? Ne yapmalıyız bilmiyorum. Ama düşünüyorum, benim yetiştirdiğim, bir başkasını yetiştirecek, böyle sürüp gidecek bu düzen. Herkes aynı şekilde özen gösterirse sevgiye, şefkate, dürüstlüğe neden değişmesin ki bu dünya? Çok değil bir kaç nesil sadece.. Biz göremeyiz tabi ama, bizden kalanlar yaşar belki özlemini çektiğimiz günleri. Hayal belki, hatta hayal. Ama realist olmak ağır geliyor.

 

Sevgiler,

Anna

148
0

Uyku eğitimi / öncesi ve sonrası

Merhabalar!

Sonunda sizinle uyku eğitimi sürecimizi paylaşıyorum. Uzun bir süre geçti farkındayım, ancak tam anlamıyla oturması biraz zaman aldı. Bugün itibariyle tam 3 hafta! Sonuç mükemmel mi oldu ? Hayır, hala bir kaç çözülemeyen mesele var ama açıkçası şu an ki hali , benim için yeterli. Defne Eva artık gece uykusuna her akşam 8.30-9.30 arasında kendi yatağında ort.15 dakikada uykuya dalıyor. Gündüz uykuları hala problem, yaklaşık 1 aylık olduğundan beri gündüz uykularını pek sevmiyordu zaten, hep uykuya dalması için cebelleşiyorduk, genellikle bol ağlamalı oluyordu uykuya geçiş süreci. Ağlamaları baya azaldı, ama mümkün değil gündüz belli bir saatte uykuya yatıramıyorum. Tracy Hogg ‘un E.A.S.Y ( Eat- Active- Sleep- Your Time ) yöntemi bu açıdan bizde tutmadı. Akşam uyku saatini beklerken, gündüz uyku işaretlerini kovalıyorum, her çocukta farklıdır bu, ama bizimkiler şöyle ; oynarken dalgınlaşma, gözlerinin sulanması, kızarması, esnemeye başladıysa yandık çok uykusu var demektir. Birazdan iki uykusuna da ayrı ayrı nasıl hazırladığımı anlatacağım. Ama öncelikle tüm süreçten bahsetmek istiyorum. Biraz uzun bir yazı olacak, baştan uyarıyım

BEBEĞİNİZİ TANIYIN VE KABULLENİN

Bu ikisi çok önemli. Hamileyken hepimizin kafasında ütopik bir çocuk vardır, benim çocuğum uslu olacak, ben çocuğumu beşiğine koyduğum gibi uyuyacak, asla sallamayacağım, yemeği asla televizyona bakarak yedirtmeyeceğim, en az 1-2 sene emzireceğim diye uzar gider bu liste. Bebeğiniz doğdu ve SURPRİİİİİZ! O küçücük masum suratın sizden bağımsız bir karakteri var. HER ŞEY SİZİN İSTEDİĞİNİZ GİBİ OLMUYOR! Doğduğu ilk andan itibaren, bebeğiniz bir insan ve bir birey. Evet o sizin canınız, ama o bir BİREY. Bunu hiç unutmamak gerekli, sağlıklı, ayakları yere basan, mantıklı bir insan yetiştirebilmek için önce onu olduğu gibi kabullenmeli, sonrasında hayatında ona zorluk çıkaracak bazı özelliklerini törpülememiz, yönlendirmemiz gerekir ebeveynler olarak. Yeni doğanda bu özellikler çok çeşitli değildir aslında, eminim okul çağına ve daha da kötüsü ergenlik çağına gelmiş çocuğu olan annelerin bu çeşitli ‘’ karakteristik özellikler ‘’ hakkında söyleyecek bir sürü şeyi vardır

Yani öncelikle ne yapıyoruz, bebeğimizi tanıyoruz ve onu ona 7×24 bakan annesi olarak sizden daha iyi tanıyan birinin olamayacağı konusunda çevrenizi inandırıyorsunuz ki gerekli-gereksiz tavsiyeler verip aklınızı sürekli olarak bulandırmasınlar. Burada küçük bir husus var, tavsiye almak kötü bir şey değil, herkes her şeyi bilemez değil mi? Ama ben annelerin sormadıkları konularda tavsiye almasını pek hoş bulmuyorum. Hem tavsiye veren duruma hakim değil, hem de zaten anne sormuyorsa bir bildiği vardır. Annelik iç güdüsüne çok güveniyorum açıkçası. Sosyal medyada fotoğraftaki küçük bir detaya takılıp, naçizane tavsiyeler yazmak, sorulmadıysa o konu , kimsenin üstüne vazife değil hatta bazen kötü niyetli olduğunu düşünüyorum. Bazen insan kendini tutamıyor olabilir doğru, ama ben özellikle dikkatimi çeken bir konu dahi olsa , sessiz kalmayı tercih ediyorum. Her şey göründüğü gibi olmayabiliyor.

Bebeğimi kabullenme konusuna hamileliğimde başladığımı itiraf edeyim, bu benim için bir artı oldu belki de belki de gereksiz endişeler oldu bilemiyorum iki tarafından da bakmak gerekir. Eşim fena bir bebek, çok da yaramaz bir çocukmuş ailesi bu konuda çok çekmiş olacak ki, hamileyken de bebeğimizin babasına çekme olasılığı konusunda beni bol bol uyardılar (: Hayatımda Pollyannacılık oynamasam da her şeye pozitif bakmanın önemli olduğunu düşünürüm hep, özellikle hamilelik döneminde bu tip negatif söylemleri takmamaya ve hep uzağında kalmaya çalıştım. Ama sinirimi bozmadı da değil, bu yüzden Defne Eva daha doğmadan yaramaz da olsa, kolik de olsa, uslu da olsa, gece bir gram bile uyutmasa da benim çocuğum olduğunu ve başa gelenin çekileceğini kabul ettim. Kabul ettim derken bunu sadece cümle olarak değil, gerçekten yaşadım. Bebeğimin mizacı ile ilgili bir beklentim yoktu, ne ile karşılaşacağım konusunda da bir fikrim yoktu, ama ne olursa olsun sakin kalmaya hazırladım kendimi. Çünkü hep mutlu anne mutlu bebek derler, sakin annenin de sakin bebek demek olduğunu düşündüm. Panik, stres, üzüntü bunların hepsi bulaşıcı. Defne kolik bir bebek değildi, ama kolik değil demek gaz sancıları olmadı anlamına gelmiyor. Bazen özellikle akşamları öyle ağlama krizlerine giriyordu ki, babasıyla ne yapacağımızı şaşırıp, elimizde ağlamaktan katılan bir bebek evin içinde bangır bangır kurutma makinesi sesi kala kalıyorduk öyle. Bazen de melek gibiydi, bütün gün emip uyuyordu.

Birbirimize alışma sürecinde baktım ki benim kızım öpülmekten hoşlanmıyor, 1 günlük bebek omzunu severken omzunu kaçırır mı? Ve de bunu bilinçli olarak defalarca tekrarlar mı? Oluyormuş. Defne’yi tabi ki sevdim, öptüm , ama onun sıkıldığını fark ettiğimde yapmadım, başkasına da yaptırmadım. Küçük dahi olsa onun sınırlarına saygı duymak çok önemli. Dediğim gibi, büyük beklentiler içerisine girmedim mizacı konusunda ama elimden geldiğince öğretmeye ve yönlendirmeye çalıştım-çalışıyorum. Uyku konusu da bebeğe öğretilebilecek en önemli konulardan biri, hem bebeğin gelişimi açısından hem de annenin biraz olsun nefes alabilmesi açısından.

İLK 3 AY

İlk üç ay, kucağımda, üstümde , memede, beşikte sallayarak, yanına yatıp okşayarak, konuşarak, kundağa sararak her şekilde uyuttum. Bana ihtiyacı olduğunu hissettiğimde veya sadece ben bebek kokusunu içime çekip uyumak istediğimde beraber uyuduk. Kucağa alışır vs. diyenleri takmadım, doya doya koklaştık. Babası benden daha da kucakçıydı sürekli kızını kucağında tutmak istiyordu, uyudu yatağına bırakabilirsin dediğimde bile biraz daha dursun diyordu  Bu süreçte yaptığım 3 şey oldu, birincisi müzik dinleterek uyutuyordum, Spotify’da kendime bir liste oluşturdum ve her uykusundan önce o müziği açıyordum, bence rahatlatıyordu. İkincisi, gece emzirmelerinde asla konuşmadım- oynamadım- loş ve sessiz bir ortam oluşturdum. Bazen Defne’nin oyun çabalarına kayıtsız kalmak zordu, ama gece uyuması gerektiğini öğrenmesi gerekiyordu, hem de çok uykum vardı  Üçüncüsü; çok sıkıştığım, çok ağladığı ve çaresiz kaldığım zamanlarda bile, hızlı hızlı çarşafta veya ayakta sallamadım. Onun yerine kucağımda sevdim, kendime bastırıp kendi etrafımda döndüm, sallandım, şarkı söyledim, şşt pat yaptım bir şekilde sakinleştirdim. O an için kurtarıcı olabilirdi o çözümler, ama ileride o şekilde sallamak istemediğimden o an için daha uzun süren yöntemi uyguladım. Herkesin hayat koşulları farklı, benim yoğun bir hayatım var. Sorumluluklarımın en büyüğü anne olmak olsa da, tek sorumluluğum bu değil ve olmasını da istemem açıkçası. Nasıl az önce bebeğinizin bir birey olduğunu kabul edin dediysem, bizim de anne sıfatından bağımsız olarak başka sıfatlara sahip olduğumuzu unutmamamız gerekiyor. Ama bunu yapmak da bir seçim aslında, ben sadece çocuklarıma anne olacağım diyen insana da saygı duyarım. Her birimizin hayattan beklentileri farklı.

4 AYLIK

4 aylık olduğunda Defne’ye yavaş yavaş bir uyku eğitimi vermeyi düşünmeye başladım. ( 4 aylıktan küçük bebeklerde önerilmiyor zaten. ) Çünkü hem eskisi gibi çabucak uykuya dalmıyordu, hem de ağlamaları, huysuzlukları giderek artıyordu. Kucakta uyutmalar giderek uzadı uzadı uzadı, nerdeyse sadece kucağımda dolaştırarak uyutur oldum. Koridorda iki saatte 8000’e kadar saydığımı bilirim bir o tarafa bir bu tarafa giderek. Aynı zamanda 2 aylık olduğundan beri genellikle kucağımda dolaştırarak emziriyordum, çünkü başka türlü emmiyordu. ( hala sadece çok uykulu olup da uykusu başına vurmadığında yatarak emiyor, gün içinde kucağımda gezdirerek emziriyorum ) Bu beni hayli yıprattı, saate vurduğumuzda günün en az 5 saati kucağımda gezdirerek ya emziriyordum ya da uyutuyordum. Boynumda minik bir kambur çıktı, her gün ağrır oldu. Ama yaz dönemi olduğu için ve o aralar sürekli şehir dışına çıktığımız için cesaret edemedim. Ona bu ara uyku arkadaşı bir kuzu aldık, ama küçük olduğu için sanırım sevmedi, ben de bu sefer daha büyük bir tavşan aldım ve hep beşiğinde tutmaya başladım. Ara sıra uzun bir süreliğine bir yere giderken yanımıza alıyordum ama genelde beşiğinde duruyordu. O ara hem emzirmenin bu şekilde olmasında hem de uyutmaktan çok yorulduğumdan dolayı, beşiğinde sallayarak uyutmaya alıştırmaya başladım bir süreliğine başarılı oldum da. Uykusu gelince müziğini açıp beşiğine koyuyordum, hem küçük dönencesini, hem de büyük dönenceyi (yatak odasındaki tavan vantilatörü :D) açıp beşiği hafif hafif sallıyordum, bir kaç defa daha çabuk uyusun diye hızlı salladığımı itiraf edeyim , ama bizimki hiç alışkın olmadığından uykusu açılmış bir şekilde kocaman kocaman bakmıştı   Yine çoğunlukla kucakta uyumak istiyordu, ama bazen sadece beşiğinde sallayarak da uyutabiliyordum.

5 AYLIK

Uyku eğitimlerini araştırmaya başladım. Hamileliğimde Tracy Hogg okumuştum, easy yöntemi mantıklı geliyordu ama evde o açıdan tam bir düzen yoktu, easy ise dakiklik istiyordu. Başlarda Ferber yöntemi daha mantıklı geldi, ama kitabını okumadan kesinlikle başlamamamız gerektiği yazıyordu bloglarda, ben de okuyacak vakit bulamadım. Hem artık kitapları günlük değil, neredeyse aylık bitiriyorum -.-  Size de tavsiyem hamilelik dönemini bu şekilde verimli geçirmeniz, çünkü bebek doğunca gerçekten de okuyacak vakit kalmayabiliyor. Tracy Hogg’un yönteminin yeniden üzerinden geçtim bir kaç gün. O süre boyunca da Defne’nin uykularını gözlemledim, gündüz iki uyku uyuyor, uykuya dalabilirse 1.5 hatta 2 saat uyuduğu oluyor. Sorun dalamamakta. Gece uykusu da aynı şekilde ilk daldığında 5-6 saat uyuyor. Sonra 1.5 saat aralarla uyanmaya başlıyor. Genelde sabah 7 de tamamen uyanmış oluyordu.

UYKU EĞİTİMİNE GİRİŞ

Uyku eğitimine başlarken, bebeğin uyku ile zararlı bağlarını koparmanız gerekiyor. Bu bağlar neler olabilir? Sizi uyuturken zorlayan her şey, saatlerce emzirmek, sallamak, gezdirmek, arabada uyutmak bunu yaparken de kararlı olmanız gerekiyor. Eğer bebeği yatağına koyup artık böyle uyuyacaksın dedikten sonra biraz ağladığında örneğin yeniden ayağınızda sallarsanız bebek aradaki ilişkiyi hiç koparmayacaktır. Onu sakinleştirmek için, eski uyku sistemini kullanmamanız gerekiyor. Ben bu açıdan şanslıydım çünkü, doğduğundan beri dinlettiğim müzik ile uyku vaktini biraz olsun bağdaştırmıştı. Aynı zamanda uyku arkadaşını da kabulleniyordu. Onu kucağımdan karyolasına koyduğumda müziği duyup , uyku arkadaşını gördüğü için birazdan uyuması gerektiğini anlıyordu. Ama uyumak istemiyordu o ayrı.

  • 1.Gün : Sallanan beşiği artık hem küçük geliyordu, hem de belki kendime hakim olamam da sallarım diye diğer odaya gitti. Defne beslendi, ardından banyosunu yaptı, kısa bir masajdan sonra ( durmuyor, o videolardaki uzun uzun masaj yaptıran bebeklere hastayım ) bütün odalara ve oyuncaklara iyi geceler dilendi, yatağına götürdüm beşiğine koydum, onu çok sevdiğimi, şimdi uyuması gerektiğini, sabah olunca oyunlar oynayacağımızı söyledim. Bebekler her şeyi anlıyormuş, öyle diyorlar. Konuşmak bu açıdan önemli. Babası öptü, ben öptüm ve odada kaldım. Ardımdan bakarsa korkabileceğini düşündüm, Defne sürekli beraber olmak isteyen bir bebek. Onu yalnız başına oynamaya bıraktığımda (5-10 dakikalığına ) ardımdan bakıyor ve modu düşüyor direk. Geldğimde ise sevinçten kollarını bacakları çırpmaya başlıyor hemen. Bu yüzden çocuğunu tanımak önemli , gidersem modunun düşeceğini biliyordum. Olumsuz bir başlangıç yapmak istemedim. Benim gitmediğimi görünce Uyku Arkadaşı Zeze’sini alıp kendi kendine oynamaya başladı. 20 dk güzel güzel oynadıktan sonra sıkıldı ve mızıldanmaya başladı, mızıldanırken duymazlıktan geldim. Biraz daha sesi çıkmaya başladığında yanına gidip kafasını okşadım, sevdim, hemen kucağıma gelmek istedi, almayınca bozuldu kendini daha çok ifade etmeye çalıştı. ( kollar , bacaklar, gülüşmeler, cilveler ) Alamayacağımı, uyku vaktinin geldiğini söyledim. Tekrar yerime gittim, sesi bir an kesilir gibi de olsa, ağlamaya başladı hemen sonra. Yanına gidip pışpışladım, konuşup sakinleştirmeye çalıştım 10 dk ağladıktan sonra toplam 53 dakikada uykuya daldı.
  • 2.gün : Sabah uykusunda da pek direnmedi 20 dkda uyudu. Şaşırdım bu iş kolay olacak zannettim. Sevincim uzun sürmedi, öğle uykusu vakti geldiğinde kıyamet koptu. O kadar çok ağladı ki komşular gelecekler sandım. Sakinleştirmek için kucağıma aldım, dolaşmadan, dik bir şekilde tutarak kendime bastırdım, sarıldım, sevdim, şşşş yaptım. Biraz sakinleşip yerine koyduğumda tekrar çılgın gibi ağlamaya başlıyordu. Tam sayısını bilmiyorum ama en az 13-14 defa yatır kaldır yaptım böyle. Toplamda 1 saat 50 dk sürdü, en son yatağından alışımda sakinleşince kucağımda uyuya kaldı. Kıyamadım, dalmasını bekledim. Uzun bir süre uykusunda iç çekerek uyudu, çok üzüldüm. Ama pes etmedim, boşuna olmaması gerekiyordu bu ağlamaların. Gece uykusuna geçişte biraz ağlayıp kucağıma almadan sakinleştirdim, 40 dk civarı sürmüştü.
  • 3.Gün: Sabah uykusu ve öğle uykusuna geçişler ortalama 30 dk sürdü. Yine ağladı, yatağından almadan sakinleştirdim. Akşam uykusuna geçiş de 40 dakikan daha az sürmüştü. Pek sorunlu bir gün değildi. Yavaş yavaş düzene girdiğini düşünmeye başladım.
  • 4.Gün : Uykuya geçmeden önce Zeze ile uzun bir süre oynamaya başladı, benim odada olduğumu biliyor ama hiç benim olduğum tarafa bakmıyordu. Oyundan sonra uyuya kaldı. Akşam ise çok sancılıydı, çok ağlayıp bir türlü sakinleşmedi, 1.5 saat kadar uğraştık, yorgunluktan uyuya kaldı.
  • 5.Gün : Belki hatırlayan olur, sabah uykusuna 10 dakikada dalarak rekor kırmıştı. Çok sevinmiştim. Uyku eğitimi vermiş kişiler mesaj atmış, zaferin çok yakın olduğunu söylemişlerdi  Öğle uykusuna dalması yine çok uzun sürdü. Süresini not almamışım hatırlamıyorum .Akşam ağlamadan ama biraz vızıldanıp uyudu ortalama 20 dakikada.
  • 6.Gün: Bu gün diğer günlerden farklı olarak, yatağına koyduktan sonra 3-4 dakika içinde odadan çıktım. Telefonumu içerde müziği açık şekilde bıraktım, uykuya dalma süresi çok kısalarak 15-20 dakikaya indi.
  • 7.Gün : Defne Eva kendi kendine uykuya dalmayı öğrendi.

Peki son 2 hafta nasıl geçti?

Defne Eva artık kendi kendine uyumasını, uyanınca kendi kendine dalmasını biliyor. Başlarda çok zordu evet, ama sabırlı olmak ve kararlı olmak en önemlisi. Uyku eğitimi ile ilgili okuduğum bir yazıda şöyle diyordu ;

Uyumak da öğrenilen bir şeydir, nasıl bebeğiniz yürümeye başladığında onu yürümesi için cesaretlendirip ellerinden tutuyorsanız, uyku konusunda da aynısını yapmalısınız.

Tamamen katılıyorum , hiç kimse aman benim çocuğum da yürümeyiversin ben hep kucağımda taşırım demiyor, çocuğunun düştüğünde canının yanacağını bile bile yürümeyi öğretiyor. Ama söz konusu uyku olunca ağlamasına dayanamayıp genelde pes ediliyor, oysa ki sağlıklı, yeterli bir uyku çekmesi de bebeğinizin gelişimi açısından çok önemli. Ayrıca ebeveynin bebek ile iletişiminde de önemli bir role sahip. Şöyle düşünelim, bebeğiniz iyi bir uyku uyuyup mutlu uyandığında ve siz o süre zarfında işlerinizi halletmeye biraz vakit bulabilmiş, belki kendinize de vakit ayırabilmiş olarak onu beşiğinden aldığınızda mı daha kaliteli vakit geçirirsiniz? Yoksa uyku uyuyamamış huzursuz bir bebekle ve yorgun bir ebeveyn mi kaliteli vakit geçirir?

Gündüz uykuları yazının başında da bahsettiğim gibi hala düzensiz, belli bir saati süresi yok. Ben de Defne’yi uyumak istemediğinde beşiğinde bekletmekten vazgeçtim. Uykusunun geldiğini gördüğümde beşiğine yatırıyorum , ama bazen ne oluyorsa bir yarım saat sonra içeri gittiğimde beni gayet dinç ve kesinlikle uykusu olmayan bir bebek gibi karşılıyor o saatten sonra onu hala beşiğinde tutmak anlamsız bence. Alıyorum yeniden oynuyoruz , işim varsa bir şekilde onunla beraber yapmaya çalışıyorum, zaten çok geçmeden uykusu yine gelip vızıldanıyor ve ben yine öpüp, sevip yatağına yatırıyorum bu ikinci seferde genelde uyuyor  Buradan anlıyorum ki demek ki ilk sefer uykuya yatırdığımda yeterince yorgun değilmiş. Gün içinde oynamış, sevgiye, aktiviteye doymuş bir bebek daha rahat uyur.

Uyku eğitimine başladığımızda gece emzirmelerini kesmemiştim. Ama bu sefer de gece 4-5 gibi uyanıp uyumamaya ve daha da kötüsü gece uyanınca emmemeye başladı. Bu yüzden uyku öğünü vermeye başladık. Defne artık pek emmek istemiyor, 2. Ayından beri sürekli dolaştırarak emziriyorum zaten, ama bu bile çok ilgisini çekmiyor artık. Sürekli emip bırakıyor 2-3 dk gibi. Ben yine de en azından bir kaç ay daha anne sütü alsın istiyorum. Bu yüzden sürekli vakit buldukça sağmaya çalışıyorum, uyku öğününde eğer o gün yeterli miktarda süt sağabilmişsem anne sütünü yoksa formül sütü veriyoruz. Şu an ayına uygun olarak 150 cc formül süt veriyoruz bu öğünde. Anne sütünün sindirimi daha kolay olduğu için anne sütü 170-180 cc olarak da verilebilir.

Sabah genellikle 7-7.30 gibi uyanır, kıpırdanmaya başlar başlamaz memeye koyuyorum ve uykusu çok açılmamışsa emiyor ben de bir 15 dakika daha uyur gibi yapıyorum  yok uykusu açılmışsa da beraber biraz koklaşıp sonra kalkıyoruz yataktan, gün çok erken başlıyor yani. Ama yine de halimden memnunum kesintisiz gece uykusu çoğu annenin hayali.

Uyku eğitimine başladığımız ilk iki hafta eve misafir çağırmadık, gelen olduysa da tabi ki kovmayıp uyku vakti geldiğinde birimiz izin istedik. Ben bütün bunları tek başıma yapıyormuş gibi yazdım ama, emzirmek ve banyosunu yaptırmak dışında her işi eşimle beraber paslaşarak yapıyoruz. O babası ve bebeğin bakımında en az benim kadar ( ya da bana yakın diyelim  ) rol alması hem hakkı hem de görevi. Dışarı da çıkmadık pek bu son haftalarda, çıktığımızda Defne’nin uyku saatlerine göre ayarladık her şeyi , bir gün biraz geç kaldık ve kıyamet koptu  Kızımızın Zeze’si de yanımızda değildi ve o çılgınca ağlayan bebenin ebeveyni olduk. Bir süre sonra biraz daha oturunca sistem, 1-2 saat geç kalmaların önemli olmayacağını düşünüyorum. En azından öyle olması bekleniyor, bakalım göreceğiz.

Son olarak eklemek istediğim bir şey var, Defne’nin sürekli kendi kendine uykuya dalmasını beklemiyorum. Siz de bu eğitimi vermeyi düşünüyorsanız, beklememelisiniz. Bebekler gün be gün gelişiyorlar ve değişiyorlar. Yarın bambaşka bir ihtiyacı olursa, Allah korusun hastalanırsa, beklediğimiz dişler gelirse vs. Onun kucağa, sevgiye, sallanmaya, dolaştırılmaya kısacası isteklerinin karşılanmasına ve kendini güvende hissetmesine ihtiyacı olacağının farkındayım. Bu tür zamanlarda iç sesimi dinleyeceğim, bir kere öğrendiyse yine öğrenir. Yeter ki ihtiyacı olan şefkatten kendini mahrum kalmış hissetmesin hiç.

Sizin de bebeğiniz bir kere olsun orda burada oynayıp, yorulup kendi kendine uyuya kaldıysa ( benim Defne’nin bunu öğrenebileceğime inancım buradan başladı, çok yorulduğunda kendini uyutabiliyordu  ) Sizin de desteğinizle kendi kendine uyumayı öğrenebilir demek ki, ne kadar alışmış olursa olsun her alışkanlık değiştirebilir. Yeter ki onun mizacına göre bir yol çizin. Kararlı ve sabırlı olun, bir gün ağladığında ertesi gün kıyamayıp eski düzene dönerseniz, önceki gün bebeğinizi boşuna ağlatmış ve yıpratmış olacaksınız. Devam ettirebilecekseniz başlayın, düzene oturması gördüğünüz gibi biraz sürüyor ama sonuç olarak başarıyorsunuz. Eğer siz de çok ağlamasına izin vermeden, yatır-kaldır yöntemini kullanmak isterseniz, öncelikle Tracy Hogg ‘un  Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler kitabını okuyun. Sonra kendinize göre uyarlayın. Son olarak altın kural : Bebeğinizin rahat uykuya geçmesi için uyanık olduğu süreç içerisinde yeterince uyarılmış olması gerekiyor, burdaki ‘’ yeterince ‘’ ibaresi önemli. Ne fazla ne de az. Uykusu geldiğinde uykuya yatırılmaya geç kalınmış çocuk daha fazla yoracaktır sizi, uykusu gelmeden uyutulmaya çalışılan çocuk da uyumayacaktır sonuç olarak yine sizi yoracaktır. Bebeğinizi gözlemleyin, uyku işaretlerini tanıyın ve onları görür görmez uyku rutinine başlayın. Bu akşam uykusu için farklı, gündüz uykusu için farklı olmalı. Örneğin biz, gündüz uykusundan önce storları kapatıp, ninni söylüyoruz. Sonra da öperek yatağına koyuyorum. Akşam uyku rutini ise şu şekilde, iki günde bir banyo yaptırıyorum, banyo günü masaj + odalara ve oyuncaklara iyi geceler dilemek. Banyosuz günde, alt temizliği, pijama giymek ve yine odalara, oyuncaklara iyi geceler dileyip anneye ve babaya kendini öptürmek:)

 

Yazım umarım faydalı olmuştur, aklınıza takılan cevaplamadığım bir konu varsa lütfen aşağıya yorum bırakınız. Siz de tecrübelerinizi bizimle paylaşabilirsiniz. Bütün minikler güzel güzel uyusun ve büyüsünler (:

109
0

Gökyüzünün Karardığı Yerde

Gece yapılan araba yolculuklarını oldum olası sevmişimdir, hele ki biraz şehirden uzak gidiyorsanız, sadece arabanın far ışıkları aydınlatıyorsa etrafı…

Ne kadardım bilmiyorum, ama ayak numaram 30’lara gelmemiş, lavaboya taburesiz uzanamayacak, hava karardı mı tuvalete gitmeye korkup,zorda kalınca koşarak gidip gelecek kadardım işte. Eski, buram buram benzin kokulu, deri koltuklu bir arabada bir yere gidiyorduk annemle arka koltukta. Nereye gittiğimiz önemli değildi, önemli olan yolculuğun kendisiydi. Arka koltukta ikimizdik ve ben kafamı onun dizlerine koyup pencereden gökyüzünü izleyebiliyordum. Hava küçük bir çocuğun uyanık kalabilmesi için fazla kararmıştı, heyecan vericiydi çünkü hala uyanıktım. Annem sık sık uykumun hala gelip gelmediğini soruyordu, her defasında hayır cevabını almanın onun için yorucu olabileceğini anne olduktan sonra anladım  Ben ise merakla yıldızları izliyordum ve aynı zamanda Ay’ın nasıl oluyor da hep bizim gittiğimiz yere gittiğini düşünüyordum. Büyülü gibiydi, o kadar güzeldi ki bu yolculuk Ay bile bizi takip ediyordu ! Büyük karanlıkların ardındaki dağları ormanları hayal ediyordum, bir de zaman zaman geçtiğimiz yerleşim yerlerindeki ışığı yanan evlerin içini.. Ev sahibinin hayatını merak ediyordum, acaba onun da torunu saymayı öğrenmiş midir mesela. Kendi içimde 1’den başlayıp gidebildiğim yere kadar gidip, hafif hafif böbürleniyordum. Yıldızları sayalım mı anne? Annem sohbete dalmıştı. Onu bekleyemeyecek kadar kaptırmıştım kendimi, hızlı hızlı nefesim kesilerek saymaya çalıştım yıldızları, bu yıldızları acaba benden başka sayan var mıdır diye merak ettim bir de. O büyük karartılı dağların ardında, büyük şehirlerde ve bambaşka ülkelerde yıldızları sayan insanları hayal ettim…

Annem uykumun artık gelmesi gerektiğini düşünüyordu ki, şarkı söyledi bana, o tıngırtılı bozuk yolda giden, benzin kokulu eski arabada söylediği şarkının hiç bitmemesini istedim. Bitince ise tekrar, tekrar, tekrar istedim.Şarkıyı nedense ilk defa dinliyor gibiydim, oysa ki annem sık sık söylermiş bana onu, hiç o geceki kadar güzel gelmedi… Çok da bir özelliği yoktu aslında, biraz eski, yasak bir aşkı anlatan bir düetti. Kadının sesini ince ve daha kısık bir şekilde söylerken, adamın sesini daha gür ve daha yüksek şekilde seslendiriyordu. Sonra ne kadar olduğunu hiç bilmediğim bir süre sonunda, gözlerimin gökyüzünün karardığı yere takıldığı bir anda, gözkapaklarım kapanmış, uykuya yenik düşmüşüm… Uyandığımda geleceğimiz yere varmıştık ve ben olmadık bir zamanda uykuya yenik düşen her çocuk gibi hayal kırıklığı içindeydim. Hiç bitmemesini istediğim o yol neresiydi, nereye gidiyordu hiç bilmiyorum. Ama o gece, o tıngırtılı yol, benzin kokulu araba ve annemin sesinden o şarkı hafızamın en derin yerlerine kazındı. Ayakları 30’lu numaralara varmamış, lavaboya taburesiz uzanamayan ben o gece çok önemli bir şey öğrendim: Önemli olan yol değilmiş, o yolu gittiğiniz insanlarmış. Önemli olan o yolun bizi nereye götürdüğü de değilmiş, o yolu nasıl gittiğimizmiş. En önemlisi o yolun bizde neler hissettirdiği imiş…

Dinlemek isteyen olursa diye, annemin yıllar önce o gece ve benim bu akşam kızımı uyuturken söylediğim şarkıyı yazının başına iliştirdim.

Sevgiler

59
0

Bir sen, bir ben bir de BEBEK (mi acaba? )

Uzun zamandır düşündüğümüz geleceğe en sonunda karar vermiştik, hayatımıza yön vermiş, evimizi arabamızı almış, hatta kredilerin büyük bir bölümünü ödemiştik. Kariyerimde çok mutluydum ama biraz ara vermenin zamanı gelmişti. Bir bebeğimiz olsun istiyorduk, doktor kontrollerini tamamlamıştım ve gerekli vitaminleri kullanmaya çoktan başlamıştım. Çok geçmeden bir sabah uyandım ve test yaptım. Çıkan çift çizgide sevinçten deliye dönüp, hemen gidip bir çift ayakkabı aldım. Akşam yemeğinde sevgilime baba olacağını bu şekilde söyleyecektim…

Kulağa peri masalı gibi geliyor değil mi? Benim için öyle. Şimdi ise gerçeklere dönelim. Hep yıllarca her türlü yolu denemiş ve çocuk sahibi olamamış ya da çok zor şartlar sonucunda çocuk sahibi olmuş kadınları dinlediniz. Biraz da hiç beklemediği bir anda hamile kalmış, ne yapacağını bilememiş, belki de en çok sevinmesi gereken haberden dolayı psikolojisi alt üst olmuş birini dinleyin, beni dinleyin istedim.

Asla iki durumu karşılaştırmak için söylemiyorum, hamile olduğumu öğrendiğim andan itibaren hatta, hep diğer durumun çok daha zor, çok daha yıpratıcı olduğunun farkındayım. Ama daha zor bir versiyonu var diye, benim gibi hiç beklemediği bir anda karnında minik bir canlı taşıdığını öğrenen kadınların yaşadıklarını da hafife almamamız gerekiyor.

Bir sabah uyandım ve hafifçene midem bulandı. Tuhaf bir durumdu. Regl döngüm bozulmuştu ama bunun kullandığım doğum kontrol haplarından olduğunu düşünüyordum. Hem zaten hamile olmam gibi bir ihtimal hiç hatta hiç yoktu, çünkü hiç ama hiç çocuk düşünmediğimizden dolayı tek bir korunma yöntemiyle yetinmiyorduk. Burada doğum kontrol yöntemlerini anlatmayacağım tabi ki, merak ettiklerinizi googlelayabilirsiniz

Her neyse, saydım şöyle 5-6 gün gecikmiştim. Ama hamile olmam gibi bir ihtimal HİÇ olmadığından test yapma gereği duymadım. Regl düzensizliğiydi hepsi bu. Gün içinde kendimi halsiz hissediyordum, sonra ertesi gün de aynı şekilde uyandım. Eşime bahsettim, ki önceki gün de şakasını yapmış heheheh kesin hamileyim diye gülmüştük  Neyse, kendisi de hiç öyle bir ihtimal olmadığından test yapmaya gerek olmadığını söyledi. O gün başım döndü çok fena ve akşam gelirken test almasını istedim. Getirdi, gayet rahat bir şekilde gittim testi yaptım ve damlatmamla beraber hiç beklemeden iki çizgi birden gözüktü. AMAN TANRIIIIIIM! Diye çığlık attım içimden, hemen tuvaletten kaçtım. Telefonu 5 dakikaya kurup, evin için içinde volta atmaya başladım. Ben umutla, ikinci çizginin silinmesini bekledim…

Silinmedi…O kadar şok olmuştum ki o kadar beklenmedikti ki hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Ba-bağ-baa-bağ oluyo-yo-rsun diye bir şey çıktı ağzımdan. Talha da dondu kaldı, benden çok daha soğuk kanlı bir şekilde karşıladığını söylemeliyim. İşte ağlamalar hıçkırıklar falan derken, dedim ki ya dur bu testler bazen yanlış gösterebiliyormuş kan testi yapalım. Kesin süresi geçmiştir, bozuk falandır bu ( Kişi burda hala ve hala inanmamaya çalışıyor )
Ve biliyor musunuz ne oldu? Kendimizi inandırdık… O gün hastaneye falan gitmedik. Testin yanlış olduğuna inandırdım kendimi. Ertesi sabah bir kadın doğumcuya gittik beraber ve anlattım böyle böyle böyle böyle, yani benim hamile kalma ihtimalimin olmaması lazım. Cahil insanlar değildik, bu tür şeyleri araştırıyorduk , doktor kontollerimi de aksatmamıştım. Doktor ne dese beğenirsiniz? Her zaman bir ihtimal vardır. Hiç bir yöntem veya yöntemlerin kombinasyonu tamamen koruyucu değildir. E tamam biliyorum, %99 yazıyor her yerde de bu %1 beni mi bulmuş ? ( Vatandaş hala inanmıyor) Neyse içeri geçtik, gebelik kesesi görünüyor dedi. 5 hafta 2 günlük hamilesiniz. Çıkarttı o ultrason görüntüsünü verdi bize, böyle ufak yumurta gibi bir kese içinde de pütürcükler. O pütürcük benim bebeğim imiş… Sonra yüz ifademizi görünce isterseniz geri alayım dedi. Bu bebeği istiyor musunuz dedi? Bilmiyorum dedim. Karar vermeniz lazım ama dedi. Oturduk muhabbet ettik, rahatlatmaya çalıştı. Benim gözler dolu dolu, eller titriyor, çaresiz hissediyorum. Tam bir boşluk.. 2 aylık evliydik, eşim yeni stajını bitiriyordu, büro açacaktı, ben üniversitede daha yeni 1.sınıfı bitirmiştim, 23 yaşındaydık. Çok gençtik, eskiler bu yaşlarda 2. Çocuğu yapıyor olabilir, biz ise bir 4-5 sene hiç çocuk düşünmüyorduk. Ailelere herkese öyle söylemiştik. Benim okulu bitirmem lazımdı…

Kürtajdan korkmanıza gerek yok dedi bana, tekrar çocuğum olmaz diye de düşünmeyin olur dedi, olmama ihtimali var mı peki dedim, her zaman bir ihtimal vardır dedi. Çıktık odadan düşünelim dedik, Talha duruma adapte olmuş babiş olucaam babiş olucam diye geziniyor. O anda onu boğmak istedim, ama bu hali de tatlı gelmiyor değildi

Odadan düşünelim diye çıktık, ama ben sonra o günleri hatırladığımda kararı çoktan vermiş olduğumu anlıyorum. O günün akşamında, arabaya binerken farkında mısın karnını tutarak biniyorsun dedi Talha, ben farkında değildim ama iç güdüler çoktan çalışmaya başlamıştı.

İlk günler çok zor geçti, şok yerini bir sürü soruya bırakıyordu. Şimdi ne olacaktı? Maddi durumumuz bir çocuğu karşılayabilir miydi? Ben çalışmıyordum, Talha sıfırdan kendi işini kurmak isterken bu durumda böyle bir risk alabilecek miydi? İsteklerinden vazgeçmek zorunda mı kalacaktı? Çok genç değil miydik, hayallerimizin peşinden gidebilecek miydik? Ben okulu nasıl bitirecektim? Koskoca 3 sene vardı… Peki ya toplum baskısı? Zaten evlenecek/evli kız olarak okulda parmakla gösteriliyordum, herkes beni arkadaşlarına bu şekilde tanıtıyordu. Hocaların bir çoğu kafayı yemişim gibi bakıyordu. Şimdi hamile hamile okula nasıl gidecektim? Karnım burnumda amfilerden geçebilecek miydim? Arkadaşlarımız içinde neredeyse tek evli bizdik, bir de tek çocuklu olacaktık tam bir toplumsal yalnızlık değil mi? Bu çocuğu nasıl büyütecektim? Hukuk hafif bir bölüm değildi, altından kalkabilecek miydim? Bütün bu soruların yanında, kronik bir böbrek taşı hastası olmam, 3 haftalık gebeyken film çektirmiş olmam, antibiyotik kullanmış olmam da beraberinde bir sürü endişe getiriyordu. Bilmedendi hepsi, bilmiyordum.. Ama ya zararı olduysa? Ya bebeğime bir şey olduysa?

Bütün sorular burada tıkanıyordu. Ya bebeğime bir şey olursa? Ya olduysa?
Hastaneden çıktıktan sonra doktorun dediklerini konuşurken, kürtaj konusunda sen kürtaj yapabilecek bir insan değilsin demişti Talha. Neden dedim, tanıyorum seni dedi.. Kafamda bin bir tane tilki dönüyordu, şok halinde tabi ki hiç hamile kalmamış olmayı istiyordum. Kürtaj belki bir çözüm olabilirdi tüm bu sorulara, ama içimi kanatıyordu. Bu saatten sonra mutlu olamam dedim, kendimle yaşayamam. Kabullenmek çok zor, ama öyle bir karar alırsam dahi o masadan pişman kalkacağımı biliyordum. Hem de nasıl pişman.. O kadar karışık duygular besliyorum ki, bir yandan yanımda sigara içilmesine kızıp diğer yandan ben hamile olmak istemiyorum ühüü ühhüüü diye ağlıyorum durmadan. Acaba bebeğim annesinin onu istemediğini hissedip üzülüyor mudur içerde diye düşünüp bir posta da ona ağlıyorum. Evet biliyorum sadece bir hücre o zaman, ama büyürse insan olacak değil mi? Bir yandan bu çocuğun çok zamansız olduğunu düşünüp, diğer yandan da doğacak veya doğabilecek hiç bir çocuğumun bu çocuk olamayacağını düşünüyorum. Ben bunu istiyorum başkasını değil diye tekrar ağlıyorum. Ağlamayı bir an kesip, kaşı gözü kime benzer acaba diye düşünüp, sonra ya antibiyotikler çocuğuma zarar verdiyse diye tekrar ağlıyorum.

Kendimi kendi planlarıma o kadar kaptırmıştım ki, benden büyük planlar olduğunu unutmuş gibiydim. Sert bir şefkat tokadı gibiydi.

Bence gerçekten de herkesin kendi bedeni kendi kararı, kadın hayatını etkileyecek kararları kendisi verir, kadın bedeni üzerinden siyaset yapılmasına tamamen karşıyım. Ben bu bir hücre olabilir, ama şans verilince bir insan olacak büyüyecek, konuşacak, bir hayat bahşedildi ona diye düşündüğümden vicdanımla yaşayamazdım kürtaj sonrası. Ama bunu kaldırabilecek yapıda olan kişilere de sürekli bir akıl verme hali içerinde olmaya karşıyım, bence anne olmayı isteyen hiç bir kadın kendince geçerli sebepleri olmadan kürtaj yapmaz. Anne olmayı istemeyen kadınlar ise, anne olmayı istemiyordur o kadar. Her kadın anne olacak diye bir şey yok bunu kabul edin, hatta bazıları olmasa daha iyi…

Şok hali bir hafta sürdü sonra gidip kalp atışlarını dinledik, o bir hafta sonrasında alışabildim mi peki? Hayır. Öyle bir şeydi ki, içime çekildim. Tam bir bipolardım ilk zamanlar. Bir sabah kalkıyorum ve midem bulandığı, çok halsiz olduğum için hamile olduğumu hatırlayıp zırıl zırıl ağlıyorum, bir kaç saat sonra ise deli gibi bebek fotoğraflarına, instagramda bebekli ailelere bakıp iç geçiriyorum. Beşiğini nereye koyacağımızı falan düşünüyorum.. En büyük korkum aslında bebeğime yetememekti, hani annelik böyle kutsal bir şey ya, bir de herkes mükemmel anne. Ben nasıl öyle biri olacaktım? Organik beslenmiyorum, çamaşır suyunu bolca lavaboya döküp tellemek en büyük hobim. Evde bin tane kimyasal var. Evimizin düzeni oturmamış daha evde hala yemek pişmeyen günler var, iki yumurta kırıp yiyoruz sabah akşam. Anne dediğin bir eliyle bir düzine zeytinyağlı hazırlarken, diğer eliyle ortalığı tertemiz yapar, çocuğuyla oyun oynar, çocuğunun gözünden ihtiyacını anlar. Her şeyi en iyi anneler bilirdi, ben sümüklü 23 yaşında üniversite öğrencisi bebe, ne anlarım annelikten? Diğer korkum ise, çocuğumu suçlamaktı. Şimdi bebeği olan herkesin ne kadar sosyal olursa olsun hayatı kısıtlanıyor. Bunu kabul edelim. Nasıl evlenince çiftler evli arkadaşlarıyla daha çok vakit geçirmeye başlıyorsa, çocuklu aileler de çocuklu aileler ile daha rahat vakit geçiriyor. Bizim çevremizde evli 1-2 çift vardı. Çok da yakın sayılmazdık zaten. Çocuklu tek çift ise biz olacaktık, tamam benim çok güzel arkadaşlıklarım, dostluklarım var ama şimdi kim ne yapsın benim bebenin dün hangi renkte mıçtığını? Çocuklu olmak bir nevi kısıtlanma hali ve ben bir süre sonra bu çocuk büyüdüğünde onun için kısıtlandığımı da ona hissettirmekten korktum. Bence küçücük veya gencecik bir insana böyle bir yük bindirmek çok acımasızca, ebeveynlik böyle bir şey, doğanın kanunu gibi, ebeveyn olmayı seçiyorsan bir çok konuda fedakarlığın da yanında promosyon gibi geleceğini kabul etmelisin . Zoru gördün mü, çocuğa anlatıp da yaptıklarını bir takdir beklemek.. bilemiyorum.. sanki o yükün altına onu da sokmakmış gibi.

Şimdi ise bunca endişeyi boşuna yaşadığımı görüyorum. İlk hamile olduğumu öğrendiğim günlerde bir arkadaşıma anlatmıştım durumu, senin istediğin zamanda olmaması doğru zamanda olmadığı anlamına gelmez ki Anna demişti. Çok doğruydu dediği. Galaksinin Batı Sarmal Kolu’nun bir ucunda, haritası bile çıkarılmamış ücra bir köşede, gözlerden uzak, küçük ve sarı bir Güneş’e kabaca yüz kırksekiz milyon kilometre uzağında, mavi-yeşil renkteki küçük gezegende ortalama 1.6 metrekare kaplayan önemsiz bir kızdım.* Doğru zamanı ben mi bilecektim? Yaşadıkça çok iyi anladık ki doğru zaman buymuş, hiç bir engel olmadan haftanın 4-5 günü ben bakacağım kızıma. Ateşlendi mi patronu aramam gerekmeyecek, arkadaşımı arayıp kanki bugünün notlarını çektirsene bana alırım senden diyeceğim sadece, şakası bir yana yaşadığımız ülkede 2.5 -3 sene çocuğa annesinin bakması bir lüks. Bu lükse iş hayatına atıldıktan sonra sahip olamayabilirdim.

Son 1 yılda çok büyüdüm ben, hala evde birbirimizi kovalayıp hayali ateşler açıyoruz, ama çoğu konuda kendimi çok olgunlaşmış hissediyorum. Bir kere bir annelik özgüveni var, uuuuuv. Sanki ben değilmişim gibi, zırıl zırıl ağlayan. Şimdi doktorları beğenmiyorum. Hamile halimle derse de gittim, insanlar da korktuğum gibi tepki vermedi, bazen de ben bakışları görmezden geldim. Çocuğun 40’ı çıkar çıkmaz sınavlara koştum, mazeretler finaller bütler derken sonuç olarak alttan bir tane bile dersim kalmadan 2.sınıfı bitirdim. Üstten de 4 seçmeli verdiğim için , bir rahatım ki değmeyin keyfime. Ara sıra sistemi açıp sırf zevk olsun diye yeşil tikleri seyrediyorum, ben de böyle bir psikopatım. Talha ofisini açtı, ( avukat kocam var bak, işiniz düşer de başka avukata giderseniz çok fena yaparım. ) üstelik yüksek lisansa başlıyor bu yıl. Bir evde iki öğrenci, bir avukat, bir bebek bayaaaaa eğleneceğiz bence bu sene. Bir kedimiz eksik, ama onu da Defne biraz daha büyüyünce sahiplenelim diyoruz. Annem Toprak’a el koydu, geri vermiyor. Zaten kendisi biraz şerefsiz bir kedi olduğu için ( zevkine tırmalar , patiler, ısırır ) bebekli evde pek sağlıklı olmazdı şimdilik. Şaka maka içerdeki bebe yakında 5.5 aylık olacak. Böyle baktıkça içim nasıl ama nasıl eriyor. Eğer bu yazıyı bebeğinin sürpriz yaptığı bir anne adayı olarak okuyorsan bil ki hiç bir zaman pişman olmayacaksın , biliyorum zor , biliyorum hazır olmadığını düşünüyorsun ama eğer evet dediysen bu bebeğe, her şey iyi olacak , öyle deli bir sevgi ki bu, onsuz bir hayatı değil hayal edebilmek, onsuz kalabilme ihtimali en büyük korkun olacak… ve siz şanslı planlı gebeler biliyorum sizin de sorularınız kaygılarınız çok, annelik hiç geçmeyen bir kaygı hali bence, ama doğumdan sonra bütün bebekle ilgili konularda gereken bilgiler size ‘’loading’’ ediliyor. Siz kalbinizin sesini dinleyin yeter, anneler kendi bebekleri için her zaman en iyisini bilir. Buraya kadar okumuş işsiz arkadaşlarım hepinizi çok seviyorum. Yorum bırakmayı unutmayın, yoklama alacağım

PS: Yazıyı severek okuduysanız, benim için şu alttaki küçük tatlı kalbe tıklayabilirsiniz

* : Douglas Adams/ Otostopçunun Galaksi Rehberi kitabından küçük bir alıntı.

Sevgiler

320
1