İyi ki Doğdun Kızım

 

Sevgili Kızım;

Nasıl anlatsam bilemiyorum içim içime sığmıyor… Son bir buçuk senemin özeti gibi bu şarkı, çok sık mırıldandım, içimden dışımdan söyledim. Sen bilebilir misin gerçi bilmem, sizin nesliniz için çok eskide kalmış olacak bu şarkı, ama yok yok bilirsin illa ki bence, bazı klasikler eskimez değil mi?

Hayatıma -daha doğrusu hayatımıza- girdin ve biz çok değiştik, ama daha iyi, daha bir güzel olduk seninle… Tabi biraz daha endişeli, biraz daha uykusuz, biraz daha yorgun da olabiliriz ama konumuz bu değil. Konumuz gülüşün, konumuz bakışın, o ufak dilinin çıkardığı anlamsız ve anlamlı kelimeler, paytak paytak yürüme çalışmaların konumuz, konumuz yarın saat tam 14.15’te tam bir yıldır kollarımızda olacak olman. Dünya’nın en güzel konusu sensin kızım ve emin ol ki, bugün nasılsa yıllar sonra da aynı olacak. Senin kalbimdeki yerin hep öyle ayrı, hep anlatılamayacak, içime sığamayacak şekilde olacak. Bir bakıyorum zaman ne çabuk geçmiş diyorum, bir de son bir senede yaşadıklarımızı düşünüp bunlar gerçekten sadece ‘’ 1 senede mi yaşandı?’’ diyorum. Zaman gerçekten çok garip bir kavram. Sana bunları yazarken yılların bu kadar çabuk geçeceğini bilmenin ve gün gelir de bu mektubumu her cümlesinin altını çize çize anlayacağının tuhaf ağırlığı var üzerimde.

Devamını gör!

41
0

Anne Olmak veya Olmak İşte Bütün Mesele Bu

Annelik konusunda neler hissediyorum?

 

Geçenlerde bu soruyu sordum kendime ve olabildiğince dürüst cevaplamaya çalıştım. Yine de hemen net bir cevap veremedim. Çok güzel evet, fedakarlık evet, evlat sevgisi dünyaya bedel, onun bir gülüşü her şeye bedel gibi klasik cevapları bir kenara bırakacak olursak. Bende hissettirdikleri ne anneliğin? Bana nasıl bir katkısı oldu? Benden neler götürdü? Bunları düşünmek gerek bazen bence, kendimizi anlamak için ve bunları konuşmak gerek yalnız olmadığımızı hissedebilmek için.

Ebeveyn olmak her kişinin içinde yaşadığı inişli çıkışlı meşakkatli bir yolculuk. Anne olduğumdan beri kendi çocukluğumu daha fazla düşünür oldum, nelerin yanlış nelerin doğru olduğunu, bende nasıl etkiler bıraktığını daha fazla sorguluyorum. Çocukluk çok önemliymiş evet, bu cepte.

Birinden tamamen sorumlu olmak çok garip bir his, işte çocuklarınıza evcil hayvan alın sorumluluğu öğrensinler demek saçmalıkmış tamamen. Ben çok baktım da ne oldu. Bir kedi alıyorsun yemini, suyunu koyuyorsun arada oyun oynuyorsun, kumunu değiştiriyorsun büyüyor işte kendi kendine. En büyük derdin masaların üstüne çıkmamayı öğrenemedi hala oluyor belki. Oysa çocuk öyle mi, bunun fiziksel gelişimi, nörolojik gelişimi, sosyal gelişimi var. Kilo aldı almadı, ay herkesin çocuğu organik sebze suyu içiyor benimki brokoliyi görünce nereye kaçacağını şaşırıyor derdi var. Kakasını fazla yeşilimsi yaptı, ertesi gün hiç yapamadı ıkınıyor çocuğum poposunu zeytinyağlasak mı derdi var.

Çocuğum peçeteye sümkürmeyi beceremiyor peçete görünce ağlıyor diye her seferinde elinle sümüklerini silme derdi var, hele otribebe diye bir şey yapmışlar iyi ki yapmışlar süper bir alet tabi de, muhtemelen bir 3 sene önce görsem ilk gördüğüm yere kusardım. O nasıl bir şey, hala boğazıma kaçıcak diye şöyle bir irkilmiyor değilim açıkçası.

 

Şuraya kadar geldiysek, sürekli bitmek tükenmeyen bir iş yükü annelik, evet bu da cepte.

Oturdu oturmadı, emekledi emeklemedi, yedi yemedi, emdi emmedi, bak sıralıyor ama ya düşerse, çıkma kızım oraya, yapma çocuğum, etme çocuğum, sen uykundan , kendinden kısıp ona yemek yaparsın o gider yerdeki zeytin çekirdeklerini yer sonra bokunda çekirdek ararsın. Artık nasıl tepkiler verdim bilemiyorum ama, Defne artık yerde bir şey bulduğunda bana uzatıp ‘’ aaaaaağl’’ diyor. Güzel bir gelişme, bokunda artık çekirdek aramayacağım bu da cepte.

Sürekli bir endişe hali, kendim konusunda çok rahat bir insanken Defne konusunda rahat olmak içinse sürekli zorluyorum kendimi. Bir de doğru bilinen yanlışlar silselesi iyice geriyor insanı. Çocuğu hazırladım dışarı çıkaracağım, gören her insana ‘’ hayır, üşümüyor, üşümez, hasta olmaz, hayır bir şey olmaz’’ demekten en son ben de inanacağım bütün kış bebeklerin içerde durması gerektiğine. Bir de yetememe hissi var ki o en fenası, yedirirsin , oynarsın, uyutursun sonra içerde oturmaya fırsat kaldı mı fotoğraflarına dalıp acaba çocuğum için her şeyi yeterince iyi yapıyor muyum diye kendini sorgularsın. Girersin instagrama o mom bunu yapmış bu mom bunu yapmış, bak bu mom yalnızca kendi balkonunda yetiştirdiği organik naneleri öğütüp kullanıyormuş Berkecan’ın yemeğinde der sen mahallenin aktarından aldığın ne idü belirsiz baharatlarına yanarsın. Bir süre sonra elinden gelenin en iyisini yaptığına, paronayaklaşmamayı da öğrenirsin ama ara sıra yine içten içe hortlar acabalar.

Hem sağlıklı kalıp, hem her yönden sağlıklı bir insan yetiştirmek aşırılar aşırısı zor. GDO’dan falan bahsetmiyorum. O işin farklı bir boyutu, o ayrı zor. Biraz bu işin içine girip de araştırınca insan kafayı yiyor, şunda katkı maddesi bunda bu var, bu şöyle üretiliyormuş, yok bu yıkansa da çıkmıyormuş. Anne olmamla beraber etiket okumak girdi hayatıma, hiç hoş olmadı aslında cahil cahil mutluydum ben. Şimdi ne versem, tatmin olmuyorum, vicdan azabından kurtulamıyorum. Keşke köyde falan yaşasaydık diye hayıflanıyorum. Çünkü büyük şehirde yaşayıp da her şeyin doğalını iyisini bulmanız mümkün değil, çok zengin veya çok boş vaktiniz yoksa yapamıyorsunuz. Yoğurdu yaptınız, kefiri mayaladınız, pirincin, bulgurun organiğini aldığınız, tereyağını memleketten söylediniz peki ya kullandığınız sular? Soluduğunuz hava, giydiğiniz kıyafetler? İşin bu boyutunu düşününce kafayı yiyorsun.

Beslenme konusunu da geçtik, o da cepte. Mental sağlıktan bahsediyorum, süper sabırlı bir yapınız var, çocuğunuza asla sesini yükseltmiyorsunuz arada keçileri kaçırıp öyle yapan anneler duyuyorum , annelik mi bu yani diyorum…Almanya’da olsak komşular Sosyal Hizmetleri arayıp o çocuğu elinizden alır, ama Almanya ‘da yaşamıyoruz.. Allahtan…

Defne hareketlenip de yeni yeni yaramazlıklar , söz dinlememeler, efendim istediğini yaptırıp, olmayınca minik tatlı tiz sesiyle çığlıklar atıp, minik ayaklarıyla beni tekmelemedikçe sabır diliyorum kendime, en çok sabır. Sesimi yükseltmeyip, her şeyi anladığını varsaydığım ve anladığına dair de çok ciddi kanıtlarım olan 11 aylık kızıma, hayır kızım, bunu yapmamalısın çünkü bla bla bla diyip onu bulunduğumuz noktadan uzaklaştırıp dikkatini farklı bir noktaya çekiyorum sık sık, sıklıkla başarıyorum bunu evet. ( bazen ne olduğunu sormayın, bazı anneler varmış üffff….) Sıklıkla çocuğumun ruh sağlığını koruyorum, da benim ruh sağlığım ne olacak sayın okuyucular? Onunkini korusam benimki bozuluyor? Hem sağlıklı kalıp hem de sağlıklı bir insan yetiştirmek işte tam da bu noktada çok zor. İlla ki içinizden biri keçileri kaçıracak, annelik bu ya keçileri kaçıran olmayı seçiyoruz. Evde halihazırda bir huni bulundurmaya devam edin, bu da cepte.

Suya sebepten ağlamalar, değişik korkular.. Bir de işin bu boyutu var. Geçenlerde eşim bu çocuk niye sürekli benim üstüme işiyor, hiç annesine işemiyor, ben ne zaman altını açsam bana işiyor diye sitem ederken, biri eskiler çocuk kimin üzerine işerse o kişi çocuğun düğününde oynarmış derler dedi. Vah vah, ben bunu duydum ya, ya şimdi Defne’nin düğününü göremezsem, eyvah kızım boynu bükük öksüz gelin mi olacak şimdi, ay gelinlikle göremeyecek miyim yavrumu diye kurtlar içimi kemirmeye başladı, dokunsanız ağlayacağım yani o derece. İçimde fırtınalar kopuyor, BENİM ÜZERİME DE İŞE DEFNE BENİM ÜZERİME DEE diye. Neyse ki Defne de çok uzatmadı, 11 aydan sonra benim üzerime de işemeyi lütfetti. İçim bir rahatladı ki sormayın oh sıcak sıcak… huniyi hazır tutun demiştim değil mi?

Bir kere ebeveyn oldunuz mu zamanı unutun, o kadar hızlı geçiyor o kadar başınızı döndürüyor ki. Göz açıp kapayıncaya kadar sözü bizim için söylenmiş. Hayatımın en hızlı senesiydi, yazdan kışa bir insan bu kadar çok değişir mi ? 1 yaşına basacak ya yakında bende bir kıpırdanmalar, bir duygusallaşmalar. Çocuğum sen bir yaşına basacak bebek misin? Senin ne haddine, daha dün memem suratından büyüktü altında boğulacaksın diye emzirirken şekilden şekle giriyordum . Böyle bağımsız bağımsız hareketler, yürümeler falan. Yarın öbür gün horrible two, terrible three falan derken ergen de olursun sen şimdi. SEN HAYIRDIR???

Çocukla çocuk olmak var bir de, salıncak görünce sevinmek, hava güzel olunca hemen dışarı çıkmak, oyuncakçı da sıkılmadan dolaşmak, evde iki adım yerde saklambaç oynarken kahkahalardan nefesi kesilmek, yürümeyi henüz sökemeyen bebekle tüm evi emekleyerek dolaşmak, ara sıra hala onu takip ediyor musun diye duraksayıp baktığında yakalıcam yakalıcam yakalıcam diye bağırıp bunu gerçekten zevk alarak yapmak. Onun seviyesine inip, onun gözünden dünyayı anlamaya çalışmak. Yeniden büyümek gibi bir şey annelik, sadece bu sefer biraz daha tecrübeli olarak.

Ölmekten korkmak bir de, eskiden de korkmuyor değildim ölmekten. Acaba acır mı? Ne olur peki? Yaşayamadan ölmek çok kötü olsa gerek gbi düşüncelerim vardı. Şimdi geride bırakacaklarımı düşünüyorum, annesiz büyümek çok zor olmalı, ya içi yanarsa arkadaşları anne poğaçası yerken veya okuldan alırken, sosyal medyada anneler gününde herkes annesiyle fotoğraf paylaşırken üzülür muhtemelen, ağladığı zaman anne şefkatinden mahrum kalırsa ya ? Her ölüm haberini gördüğümde, birinin çocuğu veya birinin annesi babası diye düşünüyorum artık. Sağlık ve hayırlı bir ömür diye dua ediyorum hepimiz için daha çok. Eksik kalmaktan korkuyorum okulun ilk gününden, ilk aşkından, pis ergenliğinden, büyüyüp de bir kadın olduğunu görmekten hayatın bensiz devam etmesinden korkuyorum yerli yersiz. Defne’nin doğumundan sonra hastanede anafilaktik şok geçirirken yalnız bunlar vardı aklımda, annesini hiç tanıyamayacak 1 günlük bebeğim onu ne çok sevdiğimi belki hiç bilemeyecek korkusu vardı içimde ölmekten çok.

En son sırada ise, her annenin anne olmayan kişiye bahsettiği, ama hiç aktaramadığı olunca anlarsın dediği bir durum var. Onun adı mutluluk, mutluluk hep cepte. Gülüşünde, bakışında, saçlarının ince tellerinde, avuç içlerinde, gülen gözlerinde, anne diyişinde, uyuyuşunda, terinde ve göz yaşında her şeyinde buram buram mutluluk var anneliğin. Delicesine, istemsizce, çok safça bir mutluluğun içinize dolması annelik. Dilerim isteyen herkes, doya doya yaşar anneliği …

Siz yine de hunileri unutmayın,

Anna

 

87
2

10 Maddede Bir Ömür

”Eşinle nasıl tanıştınız?” sık aldığım sorulardan biri. Anlatırım,yazarım belki dedim ama açıkçası tanışma kısmının önemli olduğuna inanmıyorum ben. Hem bizim de öyle aşırı ilginç bir tanışma hikayemiz yok bence. Tanışma, ilk izlenim önemli değil demiyorum, ama ilişkiye başladıktan sonra sürdür (-ebil) me kısmı var ya asıl o önemli. İlk zamanlarda midemizde kelebekler uçuşuyor, akıl bir değil beş değil 15 milyon karış havada, hele ki bir de aşkınız karşılıklıysa sizden mutlusu yok, ama gerçeklere dönersek bir süre sonra illa ki o ayaklar yere basıyor ve ilk zamanlarda görmedikleriniz şimdi kocaman kocaman gözlerinize batmaya başlıyor. Asıl o zaman başlıyor bence ” aşk ” dediğimiz olgu. Çünkü aşk bence mutlu olduğunuzda hissettikleriniz değil, mutsuzluğunuza rağmen de hissedebildiğinizdir.  Güzel bir ilişki için, tecrübelerden ve izlenimlerden edindiğim 10 maddeyi yazdım.

Devamını gör!

106
0

Kitaplar Üzerine Sohbet

Kitap okumaya tam olarak ne zaman başladığımı biliyorum, zevksiz mecbur okumalardan bahsetmiyorum tabi ki.. Bir kitabı ilk defa ne zaman elimden düşürmediğimden, ilk defa ne zaman bittiğinde boğazımda bir düğüm oluştuğundan bahsediyorum. 9-10 yaşlarındaydım ve o yaz da nerdeyse her yaz gibi vaktimin çoğunu evde geçiriyordum ve çok sıkılmıştım. Türkiye’ye geldiğimiz senenin ertesi yazı, annemin işvereninin büyük oğlu Amerika’dan gelmişti ve kendi kütüphanesini karıştırırken  MARK TWAİN’den TOM SAWYER’İN MACERALARI ‘nı bana hediye etmişti. Mutlaka okumam gerektiğini çok seveceğimi söylemişti, ama o yaz havuza gitmek, bilmediğim ağaçlıklı bölgelere gidip Silivri’nin her tarafını arşınlamak gibi daha eğlenceli ve ilginç uğraşlarım olduğundan (!) kitabın yüzüne bakmamıştım.

Devamını gör!

20
0

Kısa Tarihimden Küçük Enstantaneler

İsmim cismim farklı olunca Türkiye’de yaşamaya başladığım günden beridir çeşitli sorulara maruz kalmaya alıştım ve hatta doğal buluyorum. Çünkü ben de meraklı bir insanım, yolda anadili gibi türkçe konuşan siyahi bir çinliye denk geldiğimde ben de merak ederim, hadi ben öğrendim de 0 nasıl nerden gelmiş ne olmuş, onun hikayesi ne diye. Şimdi siyahi bir çinli örneği çok eksantrik oldu tabi, ama siz beni anladınız bence.

İnstablogumu açtığımdan beridir de zaman zaman uyruğum,nasıl Türkiye’ye yerleştiğim vs. ile ilgili soru alıyorum. Ben de canım istedikçe kısa tarihimden enstantaneler başlığı altında , kısa tarihimden bahsetmeye karar verdim. Çünkü burası benim blogum, istediğimi yazarım ve çünkü neden olmasın ?

Şimdi sıkı durun, çok baştan alıyorum, en başından. Hz.Adem kadar en başı olmasa bile, benim gibi bir insan için olabilecek baya eski bir noktadan.

Devamını gör!

113
0

Anne Olduktan Sonra Günlük Bakımım Nasıl Değişti ?


Günlük bakım mı? Hangi ara dediğinizi duyar gibiyim. Yalan yok saçlarımı tarayacak vakit bulamadığımda, ben de isyanlarda geziyorum. Vakitten de ziyade enerji yoksunluğu.Bazen bütün gün pijamalardan çıkılmıyor, hatta o pijamalar ek gıda döneminin tatlışlığı sebebiyle bin bir türlü leke çeşitleriyle tanışıyor. Öyle yani. Ama yine de günlük bakım denen şeyin varlığını kendime hatırlatmaya çalışıyorum ve iyi de geliyor.  Çünkü kendimiz için ne kadar ufak olduğuna bakmaksızın bir şeyler yapmaya devam etmeliyiz,  rutin bazen çok rahatlatıcı olabilir.

Devamını gör!

30
1

Pişik Kremleri

Merhabalar!

Vizeler ardından sağlık problemleri derken oturup da yazı yazmaya fırsat olmadı, hatta instagramda da kaliteli paylaşım yapamadığımı düşünüyorum bir süredir birazcık ayrı kaldık haliyle, kafamda bir sürü yazı fikri var ama bakalım her gün yeni bir yaramazlık yeteneği kazanan bücürüğüm ne kadarını yapmama fırsat verecek 🙂

Konuya gelelim şimdi çok uzun bir yazı olmayacak bu sefer merak etmeyin, malum biraz kısa yazılar konusunda eksiğim var ama siz o kadar tatlısınız ki yine de beni üzmeyip ‘’ bir çırpıda okudum’’ diye mesajlar, yorumlar atıyorsunuz ( buraya kocaman bir kalp koydum size ^^)

Konumuz pişik kremleri ; Defne Eva doğduğundan bu yana hiç pişik olmadı , 8 aylık şu an. Ara sıra poposunda hafif kızarıklıkları oldu, ama pişik seviyesine gelmeden müdahale ettik hep. Kullandığımız ürünlerin kısa bir değerlendirmesini yapacağım, ardından da hafif bir kızarıklık gördüğümde ne yaptığımdan bahsederim.

Devamını gör!

22
0

Toz Pembe Hayaller Vardı

 

 

Biz yeni anneler genelde çok yakınırız, uyuyamıyorum, uyumuyor, emmiyor, 6 gündür kaka yapmadı, ek gıda istemiyor, kendi kendine oynamıyor, meme reddi, biberon reddi, 2 yaş sendromu, tuvalet eğitimi diye uzar gider bu liste..

Hepsi ayrı birer problem evet, ama bence çocuk yetiştirirken karşılaşacaklarımızın en hafifi.. Çok zor bir insan yetiştirmek, yaşadığımız yüzyılı düşününce iyi, sağlıklı, mutlu bir insan yetiştirmek daha da zor. Hep bir çelişkiler var yakamızı bırakmayan.

Devamını gör!

46
0